Müslüm Üzülmez

Müslüm Üzülmez

Geçmişe bir yolculuk ve bir demet şiir

Kelimeler insana düşüncelerini gizlesin diye verilmemiştir.” –Jose Saramago

Her şeyin aynileştiği, farklılıkların her geçen gün daha da azaldığı günümüzde tanıdıkların, arkadaşların, yoldaşların duygu ve düşüncelerini yazmaları ve bunları kitap olarak yayımlamalarından daha anlamlı güzel bir şey olamaz diye düşünüyorum.

Amed Tîgrîs ve Cumali Eşsizoğlu’nun adıma imzalanıp Diyarbakır’dan gönderdikleri yeni yayımlanmış kitapları bende bu güzel duyguyu yarattı. Faho Dedem (Fahri Değirmenci d.1906-ö.1999) haklıymış: “Karanlık gecelerde gökyüzündeki yıldızlar yolculara yol gösterir” derdi hep.

İlk elime ulaşan kitap Bîranînên min oldu. Amed Tîgrîs bu çalışmasında geçmişe bir yolculuk yaparak hatıralarını kaleme almış. Kitap Kürtçe. Benim Kürtçeyi çok az bilmem nedeniyle kitabın tümünü okumam ve anlamam doğal olarak mümkün değil, ama anladığım kadarıyla Amed Tîgrîs kendi zaviyesinden: Lice’de yaşama merhaba deyişinden başlayıp çocukluğunu, Ergani Dicle Öğretmen Okulu’ndaki öğrencilik yıllarını ve Ergani tren istasyonunda Hafız Zülfo’nun kaval çalışını, okulu bitirip öğretmenliğe başlayışını ve öğretmenlerin demokratik mesleki örgütü TÖB-DER içindeki çalışmalarını, Lice Depremini, halk ozanı Şah Turna’nin Lice’ye gelişini, Türkeş’in Diyarbakır’a sokulmayışını, Türkiye Komünist Partisi- TKP’ye katılışını, Demokratik Almanya’ya gidişini, TKP Genel Sekreteri İsmail Bilen’le tartışmasını ve ardından TKP’den ayrılışını, İsveç’e gidişini ve ardından da yeniden Diyarbakır’a dönüşünü; Çeko (Hikmet Buluttekin), Mehmet Çakmak, Tarık Ziya Ekinci, Şeref Yıldız, Ömer Ağın, Ahmet Saydam, Veysi Sarısözen ve Ömer Çetin gibi dönemin etkin olan birçok şahsiyeti hakkında düşüncelerini ve şahsi ilişkilerini anlatıyor kitabında. Ayrıca kitabın sonunda bolca fotoğrafa yer vererek yaşanmışlıklara ortak etmektedir okuyucularını.

Amed Tîgrîs üretken bir arkadaşımızdır. Kürtçe yazılmış birçok esere ortaklaşa veya yalnız imza atmıştır. Yildiz Çakar’la birlikte hazırlanan ve 2012’de Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan AMED: Erdnîgarî/ Dîrok/ Çand, Rojîn Zarg’la birlikte hazırlanan ve 2018’de Stockholm’da Apec tarafından basılan Êzdîxan û 97 Ferman ve Dîcle û Ferat gibi eserlerini örnek verebilirim.

Bîranînên min kitabı yeni çıktı. Kitap hakkında benim bir şeyler söylemem doğru ve şık olmaz, çünkü dediğim gibi Kürtçem buna yeterli değil. Ama şunu diye bilirim: Düşünme ve yazma konusunda çorak bir coğrafyada yazmak (hele de Kürt dilinde) son derece zor ama çok da kıymetlidir. Bu nedenle arkadaşımı kutluyorum. Okuyucuların kitabı okuduktan sonra anlatılanlara, yaşanmışlıklara, içeriğe, objektifliğe ve üsluba dair düşüncelerini yazıp paylaşmalarının da çok iyi olacağını düşünüyorum.

İkinci elime ulaşan kitap Hasretinde Tuz Üşür(**) oldu. Cumali Eşsizoğlu bu kitabında bize bir demet şiir sunmaktadır.

Bana göre şiir, beyinde yaratılan fırtınalarla duyguların elektriklenip sözcükleri büyüleyici güzel bir müzik eşliğinde dans ettirmektir. Şiirde hayal gücü zenginliği, imge ve duyguların canlılığı, anlatım tarzının güzelliği olması gerekenlerdir. Şiir çoğunlukla şairin yazarken ki ruh halini, o andaki duygu yoğunluğunu, yaşanmışlıklarını yansıtır. Bu nedenle her okuyan şiirde farklı bir anlam bulabilir ya da farklı bir duygulanım içine girebilir. Ama ne olursa olsun ustaların dediği gibi, iyi bir şiirlerde dizeler matematiksel, anlam ise her zaman geometrik olmalıdır.

Cumali Eşsizoğlu yaşadığımız coğrafyanın özelliği nedeniyle geçmişten gelen sızılara, yaşanan acılara ve çaresizliğe şiirleriyle bir nebze de olsa merhem olmaya çalışmış. Şiirleri sanki yağmurlu bir havada bulutların arasından sıyrılan güneşin ışıkları gibi insanın içini ısıtıyor, fakat aman kesen günlerin ağır yükünü dizelerine fazla yüklediğinden daha çok acıtıyor. Ne diyelim, susamış gül bahçesine girildiyse eğer dikenler kanatır, güller hüzünlendirir; “aşk ve kavgadır şiir/ ya yaraya merhemdir/ yazılan her satır/ ya hesapsız kitapsız/ dokunup da kanatır” (s.163).

Şiirler dosyalarda bekletilmeyi sevmez. Dillerde söylenmeyi, belleklerde kayıt altına alınmayı, kitaplarda yer alarak ölümsüzleşmeyi ister. Cumali Eşsizoğlu’nun şiirleri yayımlanan bu kitapta yerlerini aldı. Ama dillerde söylenecek mi, belleklerde kayıt altına alınacak mı, bunu zaman gösterecek.

Cumali Eşsizoğlu yukarıda da belirttiğim gibi şiirlerinde çoğunlukla acılarımızı, sıkıntılarımızı, çaresizliğimizi dile getirmiş. Oysa hayat tek bir çizgide, hep acı ve sıkıntılarla yaşanmıyor, hayatın değişik dalga boylarında müthiş güzellikleri de var. Hayata bir bütün olarak bakılmalı ve şair bütünü görmelidir. Arkadaşımdan benim beklentim yüksek: Kendisinden olaylara, olgulara çok geniş ve çeşitlilik içinden bakarak günlük ve tarihsel olayları, yaşanmışlıkları, insanları, insan ilişkilerini, doğadaki canları ve canlanışları, nesneleri ve nesne-insan ilişkilerini betimleyen ve ardından da karamsarlıktan çok umut yeşerten çok güzel şiirler bekliyorum.

Cumali Eşsizoğlu da Amed Tîgrîs gibi üretken bir arkadaşımızdır. Cehennemde Üşüyorum (Astare Yayınları, 2010) ve Yasaklarda Üşüyorum (Red, 2014) isimli yayımlanmış iki şiir kitabı bulunmaktadır. Gönderdiği kitapta, “gel içimde sancılardan/ şiir sar,”(s.159) diyor. O zaman bir şiirini “sar”malayıp paylaşmam güzel olur:

“dağların dağlara yaslandığı yerde

dert anlatacak lisan değil

anlayan insan lazım

kendi toprağında sürgün

kime dökebilir içini

bir de sesi kayıpsa

dökülür terden

dökülür tenden

ve mavi gülüşten

sustukları

ve susadıkları

...

dağların dağlara yaslandığı yerde

zamansız gider sevdiğin insanlar

kalırsın bir başına

bir de arta kalan hatıralarla

çevrende dolup taşar

gazel yüzlü ihtiyarlar

yanaklarda her derin çizgi

binlerce acı saklar” (s.150, 154.)

(*) Amed Tîgrîs, Bîranînên min, Ronya-KurdPed, Wan, 2022, Sayfa: 424.

(**) Cumali Eşsizoğlu, Hasretinde Tuz Üşür, İzan Yayıncılık, Ankara, 2022, Sayfa: 218.

Önceki ve Sonraki Yazılar