Hama ve Halepçe Üzerine
Biraz tarihe yolculuk edelim bu hafta. Yıl 1982 aylardan Şubat.
Bu ay Suriye'nin Hama kenti tarihin en karanlık günlerinden birine şahitlik etti. Hafız Esad yönetimindeki Baas rejimi, Müslüman Kardeşler’e karşı yürüttüğü amansız savaşın zirvesinde, halkın üzerine tanklarla yürümüş ve on binlerce insanın hayatına mal olan bu katliam, sadece Suriye’nin değil, Ortadoğu’nun da siyasi ve toplumsal hafızasında silinmez bir yara olarak kaldı.
O dönem, Hafız Esad’ın kardeşi Rıfat Esad tarafından yürütülen operasyonlar çerçevesinde Hama kuşatma altına alındı. Kent günlerce bombardımana tutuldu. Bazı raporlara göre 20 binin üzerinde insan hayatını kaybetti; diğer kaynaklar ise bu sayının 40 bini aştığını iddia ediyor.
Bu sadece bir askeri operasyon değildi; bir halkın bilinçli bir şekilde yok edilmesiydi. Hama’da yaşananlar, rejimin “itaatsizliğe” verdiği kanlı cevabın bir örneği olarak tarihe kara bir leke olarak kazındı.
Hama, o yıllarda Müslüman Kardeşler hareketinin Suriye’deki en güçlü kalesi olarak biliniyordu. Dini ve siyasi muhalefetini sürdüren bu kent, Esad rejimi için bir tehdit olarak algılanıyordu. 1980’li yılların başında Müslüman Kardeşler’in silahlı eylemleri, Baas rejimini daha da radikalleştirdi ve 1982’de “nihai çözüm” Hama’da uygulandı. Olay, sadece rejimin gücünü değil, aynı zamanda Suriye’de halk-devlet ilişkisinin nasıl bir korku rejimi üzerine kurulduğunu da gösterdi.
Ancak Hama Katliamı, uluslararası kamuoyunda yeterince yankı bulmadı. Soğuk Savaş’ın gölgesinde kalan bu trajedi, Batı için yalnızca bir “Orta Doğu iç meselesi” olarak değerlendirildi. Bugün hâlâ birçok ülkede bu olay gerektiği gibi anılmıyor. Ancak Hama, Ortadoğu’da despotizmin, diktatörlüğün ve halk iradesinin bastırılmasının sembolü hâline gelmesi gereken milatlardan biridir.
İronik olan şu ki, aradan geçen yıllara rağmen Hama ruhu Suriye’yi terk etmedi. Hafız Esad’dan sonra iktidara gelen oğlu Beşar Esad da 2011 sonrası ayaklanmalarda benzer yöntemleri devreye soktu. Kentler yine bombalandı, halk yine susturuldu, yüz binlerce insan öldü ya da yerinden edildi. 1982’de Hama’da yaşananlar, Suriye rejiminin yönetim anlayışının köklerinde yatan bir zihniyetin ipuçlarını veriyordu. Baba Esad'ın mirası, oğul Esad tarafından sürdürülmeye devam etti.
Hama Katliamı, Suriye’deki iç savaşın sosyolojik arka planını anlamak açısından da kritik öneme sahip. Halkın hafızasında yer eden bu korku, yıllarca bastırılmış bir öfkeye dönüştü ve 2011’de patlak veren isyanlarla yeniden yüzeye çıktı.
Yine aylardan Mart bu sefer yıl 1988. Halepçe Katliamı. Değişen yine bir şey yok. Diktatör rejimlerin halklarını bir neden bularak hunharca katletmesinin başka bir örneği. Hama veya Halepçe Katliamı veya diğerleri. Bu olaylar aynı zamanda despotizmin neye mal olabileceğini gösteren bir ibret vesikalarıdır. Bugün hala otoriter rejimlerin gölgesinde yaşayan milyonlarca insan için Hama Suriye’de, Halepçe ise Irak’ta insanlığın ortak hafızasında bir utanç levhası olarak tarihin duvarlarına asılıdır.
Bu karanlık olayların yıl dönümlerinde bizlere düşen bunları hatırlamak ve unutmamak olacaktır. Aksi durumda benzer trajedilerin tekrarlanması kaçınılmaz olur.
Müslüman ülkelerin başlarına getirilen kukla ve uzaktan kumandalı liderlerin bizleri birleştirmek yerine ayrıştırdığını unutmadan bir ve beraberliğin ne kadar önemli olduğunu hatırlayalım…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.