Abdurrahim Kılıç

Abdurrahim Kılıç

Hep birlikte taşınıyoruz insanlıktan

Söylenecek çok söz var, ben sözümü değiştiriyorum. Art arda sıralanacak öyküler, dilden dile dolaşacak sergüzeştler, gümbür gümbür okunacak şiirler, meydanları sarsacak sözler var ve ben sözümü değiştiriyorum.

Sabaha korkuyla uyanmanın çağındayız. Sabaha acıyla uyanmanın çağındayız. Sabaha kederle uyanmanın çağındayız. Geceden kalan korkular, geceden uykumuza sızan acılar, geceden ruhumuza işleyen kederler çağındayız.

Hep bir telaş, hep bir korku, hep bir mutsuzluk hali var üzerimizde. Basireti bağlanmış bir toplumun cinnet haliyiz. Ortasından bir asayla bölünen denizde gark olmuş, üstüne dağlar devrilmiş, volkan lavlarında kül olmuş gibi bir kaygıyla yaşıyoruz.

Hem her şeyimiz var, hem hiçbir şeyimiz yok! Hem gözlerimizi kaparsak yaşananlara çok mutlu olacağız, hem sanki kalbimizi söküp atılmış gibi kendimizi hissedeceğiz. Bir yanımız olabildiğince direngen, diğer yanımız sınırsızca korkak.

Söylenecek çok söz var ve ben sözümü değiştiriyorum. Çıkılacak yollar, aşılacak engeller var. Önümüzde yaşanacak rengarenk günler, çıldırasıya tüketilecek zamanlar var. Oysa bir kaplumbağanın tembelliğini taşıyorum şimdi. Derin bir karmaşanın dehlizlerinde kaybolmuş, dipsiz bir umutsuzluğun kuyusunda gark olmuş gibiyim.

İndiğim vadiler kirli, çıktığım dağlar kanlı, inandığım sözler yalancı. Hayat artığıyız hepimiz. Kirli hesapların, kanlı bir dünyanın artığıyız. Sonsuz bir kederle inanmak istiyoruz, korkunç bir kederle çıkmak istiyoruz aydınlık günlere. Karanlık sarıyor düşlerimizi, ahtapotlar sarıyor günlerimizi, bukağılar sarıyor ellerimizi, çıkamıyoruz o vadilerden, inemiyoruz o dağlardan, kurtulamıyoruz o can acıtan sözlerden.

Kapanmak istiyorum içime. Başımı bir devekuşu gibi gömüp kumlara, sessizliğime, korkaklığıma, çaresizliğime kapanmak istiyorum. Kepenkleri kapanmış bir savaş şehri gibi karanlığıma kapanmak ve orada kederle gömülmek istiyorum.

Üstüme binlerce bomba atılmış gibi, her zerrem dağılmış gibi, çiçekleri koparılmış, toprağı eşelenmiş, suları kesilmiş gibi duruyorum uzun zamandır. Duruyorum, sadece duruyorum. Söylenecek çok söz var ve onları söyleyemeden duruyorum. Yazılacak çok şey var ve onları yazamadan duruyorum.

Gürültülerin ve karmaşanın ortasında, yalanların ve sahtekârlıkların ortasında, zulmün ve açlığın ortasında, gücün ve çaresizliğin ortasında öylece duruyorum. Beni taşıyan ayaklarımdan, bilincimi çoğaltan aklımdan, duygularımı örseleyen kalbimden nefret ediyorum. Bir insan kendinden nefret eder mi? Kendimden nefret ediyorum. Varlığımdan nefret ediyorum. Sessizliğe ses olamayan şiirlerimden nefret ediyorum.

Bu yazıyı yazmaktan, sokaklara çıkmaktan, güzel kadınlara bakmaktan, şiire, aşka ve tanrıya inanmaktan nefret ediyorum. Şiir artık kandırıyor beni, aşk kuru bir aldatma sanki ve tanrı bizi görmüyor. Çarmıhına çıkan İsa’yı terk ettiği gibi terk etti bizi. İsa gibi yalnız, gibi terk edilmiş, gibi masum, gibi sitemkâr çarmıhlara geriliyoruz. Ve uzaklara bakıyoruz, umutla bakıyoruz, dilimizde bin ah, dilimizde bin küfür!

Söylenecek çok söz var! Sizin de var. Toplayın sözlerinizi, toplayın kalbinizi, Hep birlikte taşınıyoruz insanlıktan.

Önceki ve Sonraki Yazılar