İnsanlık halleri (2)

Etiket, “insanı” adam etmeye yetmez. Ülkemizde zaten hiç yetmez. Burada makam, liyakatla gelmiyor. Beni “insan” ilgilendiriyor. Çünkü ülkemizde ne yazık ki etiketli birçok “hilkat garibesi” var. Hani “Hocam, eğitim insanı daha insan yapar diyorsunuz. Ama üniversite mezunu birçok hilkat garibesi insana ne demeli?” Yanıt: “Biri üniversiteye eşek olarak gelmişse, eşek oğlu eşek olarak mezun olur.” olmuştu. “Eşeğe altın semer vursan yine eşektir.” hesabı. Sanırım Marks’tı, küçük burjuvaların özelliklerini belirtirken “Kendinden güçlü olanlara karşı uşak ruhlu, kendinden zayıf olanlar karşısında despot!” diyen. Benim sözünü ettiğim alçakgönüllülük, içten gelendir. İnsanın özünde olandır. İnsan sevmenin doğal sonucudur. Bir hoşgörüdür. Ama benim sözünü ettiğim hoşgörünün de ne yazık ki sınırı var. Benim savunduğum hoşgörü, “Biri sağ yanağınıza tokat attığında, sol yanağınızı uzatın!” diyen İsa peygamber hoşgörüsü değil. Belki asıl büyüklük de sınırsız hoşgörüde. Ama böylesine laçka, böylesine kirli ve saldırgan bir ortamda ve insanların bu kadar kıyıcı olduğu bir yerde, hiç kimse insandan böyle bir hoşgörü bekleyemez. Ben de kimsenin böyle olmasını istemiyorum zaten. Mevlana Celaleddini Rumi’nin güzel bir sözü var. “Ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün!” Çok güzel bir saptama. Bu saydamlığa, içtenliğe, doğallığa sahip olmak güzelliği; erdemdir. İşte, bu prensibe yürekten katılıyorum. Çocukken Küpeli ve Dıngılhava havuzlarına giderdik. Çok hareketli, neşeli ve tutkuyla yüzen bir genç vardı. Spartaküs filmlerinden çıkmış bir vücudu vardı. Herkesin dikkatini çekiyordu. Ve bizimle birlikte, iskeleden artistik atlayışlar yapıyordu. Aferin, bu gence diyordum. Ve bir gün eski belediyenin karşısındaki semt pazarında, o genci sırtında sepet, hamallık yaparken gördüm. Asık suratlıydı ve kan ter içindeydi. Yüreğime bir hançer saplanıp kaldı. Onun, havuzda niye o kadar mutlu olduğunu çok iyi anlamıştım. Havuzda, kendisi gibi çıplak insanlar arasında -havuzda üzerimizde sadece bize verilen peştamaller vardı- eşitti. Ama o partal elbiseler içinde, sistemin bütün acımasızlığını, psikolojisiyle birlikte yaşıyordu. Şimdi gel de “Ne elbiseler gördüm, içinde insan yoktu; ne insanlar gördüm üstünde elbise yoktu!” sözünü anımsama. Yoksulluk, birçok kötülüğün kaynağıdır. Ama bütün kötülükleri yoksullardan bilmek, dünyaya at gözüyle bakmaktır, art niyetliliktir. Dünyadaki bütün kahredici düzenler bile, o düzenlerde palazlananlar bile; namuslu, çalışkan, yoksul insanların yüzü suyu hürmetine ayakta durmaktadır. Ama bu, bütün yoksulların apak olduğunu da göstermez; kapkara olduğunu da göstermediği gibi. İyilik de, kötülük de insanın içinde. Hani Hz. Ali’ye birini gösterip bu sana kötülük yapacak, demişler. Hz. Ali, hayır, demiş. Ben ona daha iyilik yapmadım ki... Kişiliği oturmamış birine sürekli iyilik yaparsan, kendinde senden sürekli iyilik isteme hakkını görür. Ve bir gün, bir şeyi eksik gördüğünde çıngar kopar; sonrası “Sen de mi Brütüs” meselesi.

BİR ÖLMEK ANI

Ucu zehirli bir hançer çekildi yüreğimden!

Sanmayın ki esenlikteyim /Durmak bilmez kanamalarla allak bullak!

Köpürüyorum! /Taşkın dolanıyorum günler içinde!

Buğulu gözlerle dünyaya /Pek de acemi sayılmam bakmada

Düş ki yerini kırıklığına bıraktı! /Çaresiz düşüyorum yataklara!

Uyanmak, bir ölmek anı!

(YÜREĞİNİZİN KAPILARINI KIRACAĞIM)

La Fontaine’in fabllarından birinde, bir akrep, kurbağadan kendisini sırtına alıp nehrin karşısına geçirmesini rica etmiş. Kurbağa, ama sen beni sokabilirsin, korkuyorum, demiş. Akrep de asla öyle bir şey yapmam, demiş. Hem ben seni sokarsam, ben de senle birlikte nehre gömülüp boğulurum. Yapmam öyle bir şey, demiş. Kurbağaya mantıklı geldiğinden, akrebi sırtına almış, başlamış yüzmeye. Nehrin ortalarında akrep kurbağayı sokmuş. Kurbağa acı içinde, ama nasıl yaparsın bunu, sen de benimle birlikte öleceksin, demiş. Akrebin yanıtı çok çarpıcı: Ben akrebim, başka türlü davranamam ki, olmuş.

YORUMLANAMAYAN

Şarkıları sevmiyorum artık!

Günübirlik insanları da!

Acı veriyorlar bana

Şarkıların yakıcı hüznü!

Ve insanların omurgasızlığı da!

Yorumlayamadığım bir akış bu!

Kimse kimsenin yüreğine su serpmiyor!

Kalabalıklar içinde yalnızsın

Çok insanın tanıdığı biri ve yalnız

Düşmanlığın bir sinsi biçimi olmuş “dostluk”

Ve şarkılar da kederden öldürüyor seni

Heyhat!

Benim sevgili kadar sıcak bildiğim dostluk

Soğumuş, düşman olmuş!

Şarkılar da çift oluklu bir bıçak!

Yüreğine saplanmış!

(YÜREĞİNİZİN KAPILARINI KIRACAĞIM)

( J&J YAYINLARI – 2019 )

Ramazan Bayramı’nızı yürekten kutluyorum. Çocukluğumuzun ölümsüz masumiyeti ve sevinçleri güzelliğinde bir bayram diliyorum. Provokasyonlara ve provokatörlere lanet olsun diyorum. Yataklara aç girilmeyen ve kimselerin burnunun kanamayacağı; eşitlik, özgürlük ve mutluluk üzerine yapılanmış, şeffaf bir hayat diliyorum. Hırsın, egemenliğin ve açgözlülüğün dizginlendiği; her tür şiddetten uzak, özgür günlere diyorum. Coronasız bir hayat dileğiyle sevgiler, saygılar, sağlıcakla diyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.