Zeynel Hebun Güler

Zeynel Hebun Güler

Payzen(2)

“Bazılarımız dayanmanın bizi güçlü kıldığını zanneder. Ama bazen bizi güçlü yapan bırakmaktır.”

Herman Hesse

 Yeni bir güne gözlerimi açmanın verdiği saniyeler süren mutluluğun ardından doğruluyorum uzandığım yerden. Kaç asır oldu ayaklarım takâtten düşeli, bilmiyorum. Belki yeryüzünde bir çocuğun ayaklarına derman olmuştur ayağımın eski yetileri veya tam avlanmak üzere olan bir ceylanın gücüne güç katmıştır. Bildiğim bir şey varsa o da ayaklarımın artık bana ait olmadığı.

 Pencerenin önüne kuşlar geliyor. Bir tesbih gibi diziliyorlar korkuluğun üstünde. İmamesi güneş oluyor bir müddet, ellerimin arasında geziniyor tüm evren. Kuşların üzerinden uçtuğu dağlar, beslediği yavrular, tünediği ağaçlar; bir bir geçip gidiyor elimin arasından, ta ki sonu güneşe çıkana dek. Kalkıp pencerenin önündeki saksıların içine bir parça ekmek koymak geçiyor içimden. Biliyorum, artık kendim için değil kuşlar için bile olsa yürüyemeyeceğim. Kendim için değil kuşların hatrına yalvarıyorum Allah'a. Biliyorum, milyonlarca insan geçse de Dünya'dan, burada kalan tek şey doğanın izleri olacak. Belki yeniden yeşerir karganın kırdığı dal yahut yeniden yağar kurbağanın kirlettiği su; fakat insan bir kez zarar verdi mi doğaya, o devinim zinciri kırılır. Bundandır ki insan, yeryüzündeki en çok mahcup olması gereken varlıktır.

 Okuduğum kitaplar duruyor yorganımın üstünde. Amansız fikirlerimin acımasız mimarları onlar oluyor her seferinde. Yeryüzünde yürüyemediğim yerlere onlarla uçuyorum kimi zaman. Hayalden bir kanat beliriyor bedenimin ardında. Yürürken bile göremediklerimi onlarla görüyorum. Beşerî olup da bu denli sihirli olması beni şaşırtsa da kitaplar, en büyük dostum çocukluğumdan beri.

 Yıllardır açılmayan bir tüplü televizyon duruyor duvarın dibinde. Ayaklarımı hissetmeye başladığım zaman yapacağım ilk iş, üzerindeki tozları silmek olacak. Biliyorum, o toz tabakası sonsuza dek orada kalacak. Üst kapağına nazaran daha temiz görünen bombeli ekranından, odamı seyrediyorum kimi zaman. Bir de o açıdan bakıyorum içinde yaşadığım dünyaya. Televizyon, ne kadar amacından sapsa da bir amaca hizmet ediyor. Peki ya ben? Bilmiyorum, belki ücra bir köşede varlığımdan faydalanan bir canlı vardır.

 Ayaklarımdan alınan kuvveti elime vererek daha çok yazıyorum bu günlerde. Nasıl olsa yazmak, çocukluğumdan beri devam eden tek tutkum. “Yazmasam delirecektim.” diyen Sait Faik’i ve “Ben bir yazarım. Haliyle, aklım başımda değil.” Diyen Poe’yu şimdi çok daha iyi anlıyorum Ömrüm, anlamsız bir kargaşanın gölgesinde yazmakla geçti. Yürüyemediğim yolların intikamını, sivrilttiğim kelimelerimle alıyorum şimdi. Canımı acıtıyor kimi zaman geri tepen kelimeler. Biliyorum, elbet bir cümlem sonsuza dek tamamlanmamak üzere yarım kalacak.

 Sahi, dostlarım nerede? Epeydir gözükmüyorlar etrafta. Gülen suratlarının arkasına sakladıkları bıkkınlıklarını, gölgelerinden fark ederdim çoğu zaman. Gölgelerin yalan söylemediğini neden unuturdu insanlar?

 Biliyorum, dünya yeterince kalabalık. Ayakları tutmayan birine derman olur mu dünya? Sırtında taşır mı bir ömür boyu beni? Bana katlanabilir mi insanlar? Bilmiyorum. Ama ben, kendime katlanacağım. Yaşayacağım, bu sayfadaki son mürekkep izi de silinene dek.

Önceki ve Sonraki Yazılar