Sünni Dolunayı yolunda ilk imzalar
“İran Körfezi'nde kontrolü ele geçirmek için dışarıdan gelecek herhangi bir müdahaleyi, ABD'nin hayati çıkarlarına karşı bir tehdit olarak göreceğiz ve bunu engellemek için askeri güç kullanmak dâhil, gereken her türlü tedbiri alacağız.”
ABD Başkanı Jimmy Carter'ın 1980’de, ABD meclislerinde dillendirdiği ve adına Carter doktrini denen politikaya verilen ismin ana fikridir yukarıdaki söylem. 1948’de dile getirilen "Suudi Arabistan'ın savunması, ABD için hayati öneme haizdir" ana fikirli Truman doktrininden ilham alan bu politika; ABD’nin var olma ve dünya hâkimiyeti mücadelesinin de sigortasıdır. Çünkü bu politika ABD’nin her türlü motorlu araçlarının damarlarında akan Arap petrolü ile Amerikan ekonomisinin damarlarında kan misali dolaşan, Arapların Petro dolarlarına sahip olmanın ana garantisidir.
Bu politikanın uygulanması için, ABD’nin 1980’lerde Türkiye’deki İncirlik üssü benzeri, Suudi topraklarında askeri üs kurma veya kiralama girişimleri, Suudi Arabistan yönetimi tarafından, egemenliğine zarar geleceği ve Müslüman dünya ile kendi halkından gelecek tepkiler endişesiyle reddedilmiştir.
1980’lerde Arap topraklarında üs edinme talebi red edilen ABD, ‘vaay siz misiniz beni red eden deyip’ 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesini sağlayıp, yüreklerine korku salarak, Arap ülkelerinin ‘ABD gel bizi Saddam’a karşı koru’ gönüllü davetleriyle, Arap yarımadasındaki ülkelerde askeri üsler kurmuştur.
Bu gün Ortadoğu’daki on Arap ülkesinde, hem de masraflarını ev sahibi ülkelerin karşıladığı 20’den fazla ABD askeri üssü vardır!
2000’li yıllardan sonra, Şii halklar ve devletlerin oluşturduğu, İran'dan başlayıp Irak ve Suriye üzerinden geçerek Lübnan'a, Yemen’e kadar uzanan, İran'ın jeopolitik etki alanındaki coğrafi ile siyasi hatta adını veren ve ABD ile İsrail’in menfaatleri için tehdit oluşturan, Şİİ Hilali’nden (Irak, Suriye ve Lübnan’daki işgallerden sonra) günümüz itibariyle sadece İran ve Yemen kaldığından, hilal tarih olmuştur.
Şii hilali çöktüğünde akla gelen soru şu idi, Sırada Ortadoğu’yu koruyacak Sünni Dolunayı mı vardır?
Afganistan’dan Suriye’ye, Somali’den Libya’ya, Cezayir’e, Fas’a kadar olan, Kafkaslar, Ortadoğu ve Afrika’daki, Sünni Müslüman ağırlıklı, otuza yakın ülke için ifade edilen Sünni Dolunayı, ABD’nin menfaatlerine hizmet etmesi planlanan emperyalist bir projedir. Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA)’na ait olduğu iddia edilen bu projeye, Türkiye’nin dâhil olmasının, ülkemiz zararına olacağını 17 Şubat 2026 tarihli ve aşağıda uzantısı verilen(x) “ Sünni dolunayı Türkiye’nin yeni görevi mi?” başlıklı yazımızda ifade etmiştik!
Altı ay önce zararımıza olacağını dile getirdiğimiz Sünni Dolunayının ilk adımı atılarak; geçen hafta Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında, “üye devletlerden birine yapılacak silahlı saldırının tüm ittifak ortaklarına yapılmış sayılacağı” ana maddesi ile bir savunma paktı imzalanmıştır!
Türkiye’nin Mısır’ın da pakta dâhil edilmesi talebi, Suudi Arabistan tarafından şimdilik kabul edilmeyen antlaşmanın, Arabistan’ın başkenti Riyad yerine, Müslümanların kutsal şehri Mekke’de imzalanması ve antlaşmanın “Mekke Antlaşması” olarak adlandırılıp, antlaşmaya İslami bir kutsallık ve anlam yüklenilmiş olması, bu antlaşmanın Sünni Dolunayı’ının ilk adımı olduğu fikrini güçlendirmiştir!
Bu antlaşmayla; aralarında zaten savunma işbirliği olup, bu işbirliği dolayısıyla hâlihazırda Suudi Arabistan’da on binlerce askeri, uçak filoları, hava savunma sistemleri bulunan Pakistan ile Müttefiki Suudi Arabistan’ın yanına Türkiye de yerleşmiştir.
Antlaşmanın imzalanmasından hemen sonra, Pakistan Dışişleri Bakanı, İran Dışişleri Bakanı’nı arayıp ‘bu antlaşmanın İran’a karşı olmadığını’ ısrarla ifade etmiştir. Bu ifadeye rağmen İran’ın antlaşmaya tepkisi; “Suudiler, Türkiye ve Pakistan ile yaptıkları kâğıt üzerindeki bir anlaşmanın, tıpkı yıllarca Amerikalılar tarafından sömürülmelerinin kendilerine güvenlik garantisi sağlamadığı gibi, bu antlaşmanın da onlara güvenlik garantisi getirmeyeceğini bilmelidirler” şeklinde olmuştur!
Aralarında çok büyük farklılıklar olan, Mekke Antlaşmasına taraf üç ülkenin, stratejik çıkarlarının örtüşmediği açıktır. Türkiye bir NATO Ülkesi, Pakistan’ın seksen yıla yakındır soğuk savaş içinde olduğu bir Hindistan ve Suudi Arabistan’ın da İran ile karmaşık ilişkileri vardır.
Görünürde ortak bir tehditleri ile stratejileri olmayan ve herhangi bir ülkeye karşı kurulmadığı(?), her üç ülkenin yetkilileri tarafından da açıklıkla ifade edilen Mekke antlaşmasının, bu ülkelere ya da kimlere, ne tür faydalarının olabileceğini ifade etmekte fayda vardır.
Suudi Arabistan'ın, son zamanlarda Kızıldeniz'in ağzındaki boğaz ile Hürmüz boğazını kapatan ve ülkesindeki petrol sahalarını bombalamaya başlayan İran ile Yemen'deki Husi milisler üzerinde bir baskı gücüne ihtiyacı vardır. Mekke Antlaşmasıyla; Türkiye’nin harp sanayiindeki gelişmişliği, Türkiye ile Pakistan’ın askeri gücü ve Suudi’nin parasal desteği ile İran’a karşı üçlü tampon olunabileceği ve Yemendeki Husilere baskı kurulabileceği değerlendirilmektedir.
Pakistan'daki isyanlar ve silahlı çatışmalar; ülkenin özellikle Belucistan ve Hayber Pahtunhva eyaletlerinde yoğunlaşmış olup ülkeye ekonomik ve sosyal sorunlar yaşatmaktadır. Ayrılıkçı milliyetçi hareketler, Taliban kaynaklı saldırılar ve mezhepsel gerilimler ülkenin güvenlik sorunlarının ana kaynağını oluşturmaktadır. Bu ekonomik, sosyal ve güvenlik sorunlarının üstesinden gelmek için paraya ihtiyaç vardır ve bu paranın temin edilebileceği kaynak ta Suudi Arabistan’dır.
Ayrıca Eski Hindistan Dışişleri Bakanı’nın Mekke Antlaşmasını "Hindistan’ın çıkarları için çok olumsuz bir gelişme" olarak nitelemesi, antlaşmanın Pakistan açısından Hindistan’a karşı stratejik bir denge unsuru olduğunu da göstermektedir.
Antlaşmanın Türkiye açısından değerlendirmesine gelince; İsrail’in sık sık yaptığı tehditlere karşı Pakistan’ın sahip olduğu nükleer güç caydırıcı bir unsur olacak ve ayrıca genişleyen askeri sanayi kompleksi için yeni pazarlar yaratılmış olacaktır. Ayrıca kısa vadede; Rusya’dan alındığından ABD’nin ambargolarına neden olan S-400 hava savunma füze sisteminin, Suudi Arabistan’a konuşlandırılması ve dolayısıyla ABD’nin koyduğu ambargoları kaldırıp F-35 uçağı projesinde yerimizi yeniden almamız ve hatta Milli Muharip uçağımız Kaan’ın ihtiyaç duyduğu motorların ABD tarafından tahsis edilmesi de sürpriz olmayacaktır.
Mekke Antlaşmasının en büyük kazananına gelince; Carter doktrininde de yer aldığı üzere, ABD için hayati önemde olan Suudi Arabistan'ın savunması, ABD’nin müttefikleri olan Türkiye ve Pakistan’a havale edilmiş olacaktır. Bu şekilde, ABD bir daha, Şubat ayından bu yana başını ağrıtan İran ile savaş benzeri, sıkıntılar yaşamak zorunda kalmayacaktır. ABD Başkanı Trump’ın bu antlaşmadan memnuniyet duyduğunu ifade edip sevinçten adeta nara atması, tam da bu sebeplerdendir.
Sunni Dolunayı’ nın ilk adımı olarak değerlendirilen Mekke Antlaşması’nın, başta ülkemiz olmak üzere imzacı devletler ile ısrarla olmadığı iddia edilen(!) meçhul muhatap devletler için de hayırlara vesile olması gönülden temennimizdir.
Tarih kitapları; oynak kumlar ve bataklıklarla dolu bir coğrafya olan Ortadoğu’da, yakın ve uzak tarihler boyunca nice devletlerin, krallıkların ve imparatorlukların ayları ve güneşlerinin tutulup yok olduklarına ilişkin örnekle doludur. Ülkemizin Sunni dolunayında yer alarak Ortadoğu bataklığına dalma hevesinin, parlak bir istikbale hizmet edip etmediğini de, zamanın belirleyiciliği ile okuyucularımızın değerlendirmesine sunuyorum
X: https://www.tigrishaber.com/sunni-dolunayi-turkiyenin-yeni-gorevi-mi-8924yy.htm
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.