Nesrin Erdoğmuş

Nesrin Erdoğmuş

Yaşam yolu

Sevgili okurlarım merhaba.
Hazin esen rüzgarlarda savrulan bir bir benliklerimiz. Dıştan bir kale gibi güçlü duran, tanıdıkça sezgilerini, kalbini okudukça, bir enkaza benzeyen bizler. Ruhun sessiz usulca koyverişi sanki. Düşüncelerin dağılışı.
Yaşanmışlıklardan kendimize ders çıkarabildiğimiz ölçüde, zamanımızın boşa geçmediği, dolu dolu yaşandığı kanaati içimizde oluşur. Oysa zaman su gibi akıp gidiyor. Yaşanmışlıklar, yaşanmamışlıklar ve yaşamak isteyip de hiç yaşayamadıklarımız.
Yaşanmamışlıklar ne kadar çoksa, içimizde geçmişe duyulan özlemler o kadar büyüktür. Düşüncelerin, su gibi geçen, akıp yolunu bulamayan, yönünü ayarlayamayan içimizdeki sessiz tanıklarıdır. Çocukluğun hatırlandığı, büyümeyi hiç göze alamadığımız, düşününce dilllerden, “eskidendi çok eskiden” deyip hafızalarda kalan ,canlılığını hiç bir zaman yitirmeyenlerdi. Hani bayramlarda bize alınan kırmızı kunduraları gece başucumuza bırakıp, sabahın ilk ışıklarında kalktığımız günlerdi.
Pencerenin yanına konan, serçe misali ürkekliğiyle giyilen ilk giysilerdi. Kahvaltılarda yediğimiz mis gibi mahlepli çöreklerdi. Çaya attığımız her şekerin sanki içimizde eriyen volkanlar olduğunu bilmekti.
Çocukluğun, tertemiz berrak  akan nehirler gibi çabuk akmasıydı. Akıntıya çekilen her güçsüz küreğin yönünü bulmaması gibiydi. Cebimizdeki tek simit parasını koşarken düşürdüğümüz anlardı. Yolda ararken tek yirmi beş kuruşluğu bulmak için yalvardığımızdı. Okulda birbirimize çelmeler taktığımız, boğuşup barıştığımızdı. Okuldan eve gelince salçalı ekmeklerle, sokaklarda bilye oynadığımız günlerdi.
Bulduğumuz her kedinin peşinden koşup, mahalle delisinin peşine takılınca hedefimiz yakalanmamaktı. Gözün gördüğü yüreklerin duyduğu, küçük umutların hep var olduğu çocuk ruhlarımızdı yaşadıklarımız.   
Yetişmiş bedenlerimizin yürürken zorluk çekmesi, gülen yüzlerin arkasındaki kederin mahzunluğu, sanki konuşmaya başlayan küçük çocuğun ilk heyecanı gibiydi söyleyemediklerimiz.
Susmak değil sonsuzluğa kadar, aslında tek bir zaman biriminin bile bize ağır geldiğini, yüreklerdeki korkunun, aslında cengâver ruhlu göstermemizdi.
 
Ağlayıp, gözyaşlarımızı akıtmak için çabalarken, gülen gözlerimizdeki hüznün gizlenmesini, ağladığımız gecelerin sabahında gözümüzdeki kızarıklığın kaybolmasını istememizdi. Sevdiğimiz insanın mektubunu, bir selamını özlemimizdi. Beyaz gömlekli lacivert renkli formalarımızda cebimizdeki kopyaları çekemediğimizden sinirden yırttığımız günlerdi.  Haritada ismini duyduğumuz her şehre gitmek, denizinde yüzmek, dağını, ormanını, yollarını keşfetmek istememizdi.
 
Sanki yağan her yağmur tanesinde aşkı yaşamak için ıslanmayı beklememizdi.  İşe başladığımızda elimize geçen ilk paranın hiç bitmeyeceğini sanmamızdı. Karanlıklara kaldığımızda, evde söylenen yalanlara kendimizi bile inandırır saf hallerimize içtence gülmemizdi. Saçlarımızdan ıslanan her bir telin, yüreğimizdeki akıp geçen zamanın olduğunu bilmeden yaşadığımız günlerdi.
Ya yaşanmamışlıklar;
Yapmak isteyip de sadece düşlerimizde yapabildiklerimiz. Yeri ve zamanını, ortamını bir türlü yaratamadığımız, hayallerimizin oyunları olarak bıraktıklarımız.
Normal hayatta aslında ya toplum veya aile dayatmalarından dolayı dört duvar arasında sıkışıp kaldığımız anlarımızdır.
Maddi ve manevi tüm dayatmaların olduğu, ancak o yaşam diliminde yapıldığında haz alınan eylemlerdi.
Korkularımızla beraber düşüncelerimizi sağlıklı toparlayamadığımız da, o zaman diliminde yapıldığında belki çılgınlık olarak adlandırılan, şimdiki yaşantımızda düşündüğümüzde içimizde  ukde kalanlar. Maddi imkansızlıklardan doğan kıtalar arası yeni yerleri keşfetmemiz ne kadar güzel olurdu. Sevdiklerimizle veya tüm yakınlarımızla beraber yeni ülkeler , yeni insanlar, yeni bir kültürü keşfetmek.
Sevgilimizle el ele sanki vatanı kurtaran, en büyük savaşları kazanan bizler olurduk. Gençlik ateşiyle yanan yüreklerin en büyük liderleri. Yaşamak isteyip de hiç yaşayamadıklarımızda aslında içimizdeki tüm ukde kalmışlıklar gizlidir.
Geçmiş geçmişte kalmış, gelecekten hiçbir ümidimiz olmadan yaşamak ne zordur. Anı istediğimiz gibi yaşamadıktan sonra gelecekten ne ümit edebiliriz ki, Sadece içten söylenen “Ah keşke”lerden başka Keşke”lerin yerine “İyi ki”leri kullanmak isteyen tüm dostlar, sevgiyle kalın.

Önceki ve Sonraki Yazılar