Zulüm ile abad olanın ahiri berbat olur
"Ben kendimi bir kâhin olarak görmüyorum. Ancak bölgemizde ve giderek tüm dünyada hayatta kalmayı neyin belirlediğini bildiğimi düşünüyorum. Güçlü olanlar hayatta kalır. Zayıflara yer yok. Onlar av olur. Ortadan kaybolurlar"
İsrail başbakanı Netenyahu, ülkesinde katıldığı ve “Defol git” protestoları ile karşılık bulduğu, geçen haftaki subay mezuniyet töreninde, yukarıdaki ifadeleri kullanmıştı.
İsrail Başbakanı açıkça söylememiş olsa da, Birleşmiş Milletler(BM)’in Filistin ve İsrail ile ilgili üst düzey soruşturma organı, geçen hafta yaptıkları bir açıklamada, Netenyahu’nun ifadesindeki “Av olan zayıfların” Filistinli Çocuklar olduğuna açıklık getiriyordu!
BM’lerin açıklamasında; İsrail askerlerinin, güçlerinin yettiği Filistinli çocukları, silahlı İHA’lar ve hassas silahlar kullanan keskin nişancılar vasıtasıyla, direkt olarak hedef aldıkları, yer almaktadır.
Açıklamaya ilişkin rapordaki bir doktor, İsrail askerlerinin, Filistinli erkek çocukları, “hedefe atış yarışması yaparken,” hedef olarak seçtiklerini ifade ediyordu!
Nuseirat kampındaki bir çadırda, annesi tarafından emzirilirken başından vurulan 10 günlük bebek te, atış yarışması yapılırken seçilen hedeflerden biri olmuştu.
7 Ekim 2023 - 7 Ekim 2025 tarihleri arasındaki iki yıllık süreçte, öldürülen 20 bin 179 Filistinli çocuğun, 5 bin 31’nin beş yaşın altında ve bunların da 1029’nun bir yaşın altında, 420’sinin ise yeni doğan bebek olduğu, açıklamada yer almıştır.
İsrail askerlerinin altmış yıl önceki 1967 savaşından sonra, katledilen Filistinlileri kastederek kullandığı, “onları insan olarak görmüyorduk” ifadesi, Filistinli çocukların özellikle öldürülmesinin, sadece günümüzün değil, İsrail Devleti’nin on yıllardır devam eden, devlet siyaseti olduğunun da açık bir göstergesidir.
Tesadüfe bakın ki, insanlık, günümüzden 3 bin 400 yıl önce de, İsrail’e komşu coğrafyadaki Mısır’da, çocukların daha doğuştan itibaren öldürülmesinin, bir devlet politikası olarak uygulandığına şahit olmuştu!
Ama o dönemdeki uygulamada, bu günden farklı olarak, çocuk öldürmeyi politika eden Firavun yönetimindeki Mısır, öldürülen çocuklar da İsrail kökenli Mısır vatandaşları idi.
Kur-an ’da Firavun için “ Kuşkusuz ülkesinde Firavun ululuk(büyüklük) taslamış, (ayrımcılık yaparak) halkını da gruplara ayırmıştı. Gruplardan birini(İsrail soyunu)’nin erkek çocuklarını kıyımdan geçirip kızlarını sağ bırakarak, güçsüz düşürmek istiyordu. Hiç kuşkusuz o huzur ve güveni bozanlardandı(Kasas/4)”
Ayette yer alan, İsrailli erkek çocuklarının kıyımdan geçirilmesinin bir devlet politikası olmasının sebebi de, Yahudi din kitabı Tevrat’ta şöyle yer almaktadır: “Bakın, İsrailliler sayıca bizden daha çok” dedi, “Gelin, onlara karşı aklımızı kullanalım, yoksa daha da çoğalırlar, bir savaş çıkarsa, düşmanlarımıza katılıp bize karşı savaşır, ülkeyi de terk ederler(Çıkış 1,8-16)”
Kur-an ve Tevrat’ta yer alan ifadeleri günümüze uyarladığımızda; binlerce yıl önce, İsrail çocuklarının, Firavun tarafından katledilmesinin mantığı ile günümüzde Filistinli çocukların, İsrail tarafından katledilmelerinin mantığı aynı ve hatta günümüzün firavunu İsrail yönetimi değil midir?
Rivayete göre firavun rüyasında, Beytulmakdis(Mescid-i Aksa/Kudüs)’ten çıkan bir ateşin Mısırlıları ve evlerini yaktığını ve fakat İsrail oğullarına zarar vermediğini görmüş, müneccim ve rüya tabircilerinin yorumları üzerine Firavun, o günlerde yeni doğan İsrail oğullarının erkek çocuklarının, tamamının öldürülmesini emretmiştir.
Firavunun direktifiyle yeni doğan binlerce erkek çocuk öldürülürken, Firavunun sonunu getiren İsrail oğullarından Musa Peygamber, bu katliamdan sağ olarak kurtulmakla kalmamış, aynı zamanda Firavunun sarayında büyümüştür (Kassas/7-9).
Geçmişin zalimi Mısır devleti ve mazlumu İsrail halkı iken, bu geçmişten ders almayan İsrail devleti günümüzün zalimi, mazlumu da Filistin halkı değil midir?
Tarih, zalimliklerinden dolayı felaketlerle helak olan toplumlar ile mazlumların kahramanlar vasıtasıyla zulümden kurtarıldığı insanlık örnekleriyle, her zulmün bir Musa doğurduğunu defalarca göstermiştir.
Ve tarih varoluş hikâyemizin en iyi öğretmenidir.
Dili, dini, ırkı ne olursa olsun, vatandaşlarını ayırım gözetmeksizin, eşit yurttaşlık özelinde, huzur ve refah içinde yaşatan devletlerin, bu bilinçlere sadık kaldıkları sürece, güçlü olup varlıklarını devam ettirdikleri, bu bilinçlere sadık kalmayıp, bir kısım yurttaşlarını herhangi bir nedenle ötekileştiren devletlerin, ya yok oldukları ya da başka ülkelerin egemenliğine teslim oldukları, tarihin başat öğretisidir!
“Zülüm ile abad (zengin ve rahat eden) olanın, ahiri (akıbeti) berbat olur” özlü sözünün verdiği mesaj da bu öğreti değil midir?
Üç bin yıl önce zulüm görüp, çocukları katledilen İsraillileri Firavundan kurtaran Musa olayında olduğu gibi, İsrail’in zulmü altında ezilip çocukları katledilen Filistinlileri de kurtaracak bir Musa’nın çıkıp, zalimleri helak edebileceği hususunu da okuyucuların takdirlerine sunuyorum.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.