Abdurrahman Yel

Abdurrahman Yel

Bebek Krallığı

Neden mi krallık? Çünkü, bebek, canı ne zaman isterse o zaman yemek yiyebiliyor. Yemek miktarını ve yeme hızını da kendisi belirleyebiliyor. Doyduğunda dilinin ucunu hafif bir şekilde annesinin memesinin ucuna dokundurup kafasını geriye doğru çekti mi, olay bitmiştir. Hiç kimse bu meme bitecek demiyor. İstediği zaman uyuyup istediği zaman uyanabiliyor. Ağlasa dahi onu anlayışla karşılayan bir yardımcısı var. İstediği zaman ağlıyor ve ağlaması da para ediyor. Zamansız dahi olsa bu ağlamalar onun emrindeki, hem de bedavaya ve yirmi dört saat aralıksız çalışan, sadık çalışanı için herhangi bir sorun teşkil etmiyor. Bir dediği iki edilmiyor. Karşıdakinin halini düşünmeden, canının istediği şekilde tabii ki yetenekleri çerçevesinde davranıp bu konularla ilgili kendi kararlarını kendisi alabiliyor. Gerçi bazen orantısız sevilmeler can sıkmıyor değil ama bunun için de şaşkınlığını üstünden attıktan sonra birazcık ağlaması yeterli, orada hemen bir kurtarıcı beliriveriyor. Kendisinden önce dünyaya gelen ağabeyleri, ablaları varsa onların pabuçları dama atılıyor. Gaz çıkarabilsin diye annesinin çektiği uykusuz gecelerin haddi hesabı yok. Krallık değil de nedir bu?

Bu şekilde kararlarını verebilen bir bebeğin ne oluyor da iki yaşına gelince, tam bir birey olması gereken bir dönemde her şeyi birden değişiveriyor. Bebeklik çağında kral iken çocuklar için ikinci yaştan itibaren esaret dönemi başlıyor. Nasıl mı? Mesela yediği yemeğin miktarını “Bu tabak bitecek!” düşüncesiyle artık kendisi değil, onu yedirenler belirliyor. Yemeğin zamanını belirlemek de artık onun elinde değil, bu nedenle çoğu zaman acıkmadan yemek yemek zorunda kalıyor. Hiç acıkmadan yemek yenir mi ya da biz olsak yer miyiz? Ama o, yemek zorunda. Kendi isteğiyle yediği takdirde sıkıntı yok, yemediği takdirde kendisine çeşitli rüşvetler teklif edilir ya da bir şekilde dikkati dağıtılır ve o yemek her şekilde çocuğa yedirilir. Artık çocuğa yemek yesin diye ödül vaat edilmeye başlanmıştır. Çocukların görev ve sorumluluklarını yerine getirdikten sonra karşılığında büyüklerin ödül olarak değerlendirip verdikleri şeyler de, aslında ödül değil, tamamen çocuğunun kendisinden beklenen davranışı sergilemesinden dolayı kazandığı hak olarak görülmelidir. Çünkü ödül vaat edilmez, önceden de söylenmemelidir. Bu aşamadan sonra artık yemek, keyif alınan ve ihtiyaç duyulan bir fizyolojik gereksinim olmaktan çıkmış; pazarlık malzemesine dönüşmeye başlamıştır. Her öğünde ya pazarlık ya da çatışmalar artık havada uçuşacaktır.

Tabi bu durum, pazarlıkçı, beğenmeyen, mızmız bir kişilik geliştirmenin temellerini atmaya başlamıştır. Anne çocuk arasındaki bu yemek çatışmaları, Sigmund Freud'un kişilik gelişimi açısından önemini vurguladığı altıncı yaşa kadarki dönemin yanlış yönetileceğinin ilk göstergesi olmaktadır. İlk altı yaşta çocuklara yaklaşım biçimimiz çocukların kişilik gelişiminde çok büyük bir etkiye sahiptir. Bu nedenle anne babanın bu yaş aralığında çocuklara karşı yaklaşımları nasılsa -etki/tepki kuralı gereği- karşılaşacakları sonuçlar da o yönde olacaktır. Pazarlıkçı, yargılayıcı, utandırıcı, azarlayıcı yaklaşımlar güvensiz bir çocuk geliştirecekken; destekleyici, öğretici, kabul gören bir yaklaşımla çocuk, güven duygusu gelişmiş bir birey olacaktır.

Kaşıkla yemeye geçiş dönemi kişilik gelişimi açısından çok önemlidir. Çocuğun kendi başına yemek yemesi, hem karnını doyuracak hem de kişiliğini olumlu etkileyecek bir hamledir ve en az yemek yemek kadar önemlidir. Bebek krallılığını, özgüvenli bir çocuğa dönüştürecek önemli bir hamledir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.