Beccaria’nın Hayaleti: Hukukun Susturulduğu Çağ
Cesare Beccaria, Suçlar ve Cezalar Hakkında’yı bir hukuk teorisi olarak değil, aklın karanlığa karşı manifestosu olarak yazmıştı. Bugün yaşasaydı, modern iktidarların hukuk adı altında kurduğu bu organize zulmü gördüğünde kitabını yeniden yazmazdı; aynı kitabı daha yüksek sesle tekrar okurdu. Çünkü bugün ceza, bir ıslah aracı değil; iktidarın elinde parlayan bir itaat aygıtıdır.

İktidarlar artık suçsuz yurttaşlar değil, korkak tebaa üretmeyi tercih ediyor. Hukukun yerine korku, adaletin yerine gösteri, yargının yerine propaganda geçiyor. Beccaria’nın üç yüzyıl önce işaret ettiği en tehlikeli silah bugün tam kapasite çalışıyor: belirsizlik. “Yasalar açık ve kesin olmalıdır; aksi hâlde yurttaşlar keyfi yargılanma korkusuyla yaşar” diyen Beccaria, sanki bugünü tarif ediyordu. Türkiye’den Çin’e, Rusya’dan İran’a kadar “terör”, “beka”, “milli değerler” gibi kavramlar lastik gibi esnetiliyor. Yasalar artık yurttaşın onurunu korumak için değil, liderin egosunu muhafaza etmek için yazılıyor.
Masum bir tweet’in müebbetlik bir tehdide dönüşmesi, hukuki bir kaza değildir. Bu, rejimin kendi korkularını bastırmak için hukuku bir sihirbaz değneği gibi kullanmasının sonucudur. Suç artık eylemde değil; niyette, seste, sessizlikte aranır. Beccaria’nın uyarısı burada bir kez daha yankılanır: “Cezaların acımasızlığı insanları suç işlememeye değil, yakalanmamaya alıştırır.” Bugünün yargı düzeni de suçsuz toplumlar değil, itaatkâr ve sinmiş bireyler üretmektedir.
Ancak bu tiyatronun tek aktörü iktidar değildir. İktidarın elindeki balyozu eleştiren muhalefet, çoğu zaman o balyozu kırmak değil, sapını tutmak istemektedir. Zulmü “sıra bende” diyerek tedavi etmeye çalışmak, celladı değiştirmekten başka bir anlam taşımaz. Beccaria’nın “toplumsal sözleşme” fikri, bugün hem iktidar hem de muhalefet tarafından sessizce çöpe atılmıştır. Çünkü her ikisi de hukuku adaletin dili olarak değil, güç savaşının senaryosu olarak görmektedir.
Beccaria’nın orantılı ceza ilkesi yerini iktidarın intikam ölçüsüne bırakmıştır. Cezanın ağırlığı artık suçun topluma verdiği zararla değil, iktidarın tahammülsüzlüğünün büyüklüğüyle ölçülür. Bir haber başlığı yüzünden karartılan hayatlar, bir gecede kapatılan kurumlar, bu hukuki cinnetin açık delilleridir. Yargı artık adaletin terazisi değil, muktedirin ruh hâlinin aynasıdır.
Bugün hukuk, güçlülerin yazdığı bir senaryo; adalet ise o senaryoda figüran olmaya zorlanan bir hayalettir. Beccaria’nın hayaleti hâlâ aramızda dolaşıyor ve şunu fısıldıyor: “Hiçbir insan, kamu yararına olmayan bir cezayı onaylama hakkına sahip değildir.” Bu sınır çoktan aşılmıştır. Ve sınır aşıldığında geriye hukuk kalmaz; sadece cezanın karanlığı kalır.
Şimdi dur ve yargılananlara bak:
Gördüğün şey gerçekten bir suç mu,
yoksa iktidarın kendi korkularını bastırmak için seçtiği bir itiraz mı?
Cesare Beccaria, Suçlar ve Cezalar Hakkında, Çeviren Prof. Dr. Sami Selçuk, İmge Kitabevi, 2024
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.