Camışkıran soğukları efsanesi

Merhaba Tigris Haber’in Değerli Okurları.

Kış bitti, bahar geldi. Cemrelerin düşmesiyle doğa tüm güzelliğiyle canlandı. Ağaçlar çiçek açtı, leylekler geldi, güneş yüzünü gösterir oldu. Ama havalar hala istikrarsız. Bazen yazı andıran sıcaklarla mont, manto kabanları attırıyor bize, bazen de atkı bere takacak hale getiriyor bizleri. Bünyemiz bir sıcak bir soğuk havaya uyum sağlayamayınca soğuk algınlıklarıyla yatak yorgan hasta olmamız kaçınılmazdır. Hastalanınca da “Mevsim geçişinde hastalanmak normaldir.” diyoruz ama rahmetli nemem, ısınan havaya aldanarak soyunup dökündüğümüzde; eğer ki 5 Nisanı yani Rumi takvime göre Avrelin beşini atlatmamışsak,  bu sözü söyleyerek hastalanmamak için bizleri uyarırdı:

"Korxerem avrelin beşinden,

  Camuşî ayırêr eşinden… "

Ax nene ax! Aslında senin bilmediğin dilde buna "ekolojik düzenin alt üst olması" derler. Çünkü artık ne Nisanın beşi ne de haziranın beşi demiyor hava olayları bizi hep şaşırtıyor. Şaşmak diyorsam da şaşmamamız gerek çünkü biz doğaya ettik doğa da bize ettiğimizin cezasını çektiriyor. Kuraklıklar mı, susuzluklar mı, yaz ortasında seller mi, heyelanlar mı… Saysam uzar da uzar …

İsterseniz rahmetli Cemile Nenem'in anlatımlarından Camışkıran Efsanesine bir bakalım biz.

Zengin mi zengin bir adamın 40 tane camışı (mandası) varmış. Aylardan da Nisanmış. Kış çok çetin geçmiş, samanlıkta ne samanı ne de otu kalmamış. Zengin adam, bir gün açılan havaya ve yeşilliğe güvenerek çobanını çağırır, camışlarını otlamaları için meraya götürmesini emreder. Bu emir üzerine çoban, “Ağam, iyi dersiniz de ama hava birazdan bozacak gibi.” der ama ağa çobanın hava ile ilgili yorumuna aldırış etmeden camışları otlatmaya götürmesinde ısrar eder. Zavallı çoban emre boyun eğerek camışları otlatmak için meraya götürür. Çok geçmeden gökyüzü bir kararır bir kararır ki göz gözü görmez. Hava anında soğur ve ardından fırtına ile kar yağmaya başlar. Öyle bir tipi yapar ki kışın zemheri ayında bile böyle bir kar görülmemiştir. Herkeste bir korku, bir telaş ki anlatılır gibi değil. Nisan ayında böyle bir kar ve tipi görülmüş bir şey değil. Kimi 'hayvanlarım' der, kimi 'çocuklarım dışarda', kimi de 'ne oldu' der ve bir anda her tarafı kar kaplar. Zengin adamı da büyük bir telaş alır, korku içinde cama yapışarak çobanı ve camışlarını beklemeye başlar. Çok geçmeden çoban yarı donuk bir şekilde köye gelir ve 40 camışın da kar fırtınasından ve soğuktan öldüğü haberini üzülerek ağaya verir.

Bu olaydan sonra o günün adı CAMIŞKIRAN, o soğukların devam ettiği süre de CAMIŞKIRAN GÜNLERİ olur. Artık o günden sonra çiftçilerin de ve hayvancıların da gözü korkmaya başlar. Bir daha da Camışkıran’ı atlatmadan ne tarlaya tohum atarlar, ne de meraya hayvan çıkarırlar. Kimine göre Camışkıran; 16 Nisan, kimine göre 20 Nisan, kimine göre de 22 Nisan olduğunu söylerler. Yani yaklaşık olarak bu süre bir haftayla on beş gün arasında değişir…

Rahmetli nenemin hesabına yani Rumî takvime göre Camışkıran; Avrel'in 5'ine, Miladi takvime göre de 18 Nisana denk gelir. Siz siz olun Nisanın 18’ini atlatmadan kış bitti demeyin.

Maske, hijyen, sosyal mesafeye dikkat ederek sağlıkla kalın ama Tigris Habersiz kalmayın.

 

 

Bu yazı toplam 3492 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.