Meltem Gönüllü

Meltem Gönüllü

Diyarbakır dediğin

Diyarbakır dediğin

7 kapılı bir şehir…

Acılar tüter içinde buram buram…

İnsanın aklına, memleket hasreti gelir.

Diyarbakır’a ilk gelişimde yazdığım bu dizeler, sonrasında bu kadim şehirle aramda doğacak olan kuvvetli bir bağın habercisi gibiydi adeta. Benim bu kenti sevdiğim kadar, bu kentte beni seviyormuş şimdi daha iyi anladım. Geçen haftaki yazım, tarihi bir rekor kırarak on bin iki yüz küsur kez okunma başarısına ulaştı. Duyduğum gurur ve içimdeki sevinç, asla tarif edilemez. Teşekkürler Diyarbakır ve teşekkürler Diyarbakır’a gönül verenler…

Ben sözümden ve yolumdan asla dönmeyeceğim. Hemen her hafta yazılarımda Diyarbakır’ı, Diyarbakırlıyı anlatacağım.

DİYARBAKIR denilince; tarih, kültür ve sanatın bu kentin her zerresine ne kadar çok nüfuz ettiği açıkça görülür. Medeniyetler Kenti olan Diyarbakır’ımız, Dünya Mirasıdır da aynı zamanda. Yaşamının her alanında bu medeniyetlerden kendine miras kalan kültür ve sanatı en iyi şekilde sergileyen Diyarbakırlı, bu kadim şehri dünya çapında layık olduğu seviyeye elbette ki getirecektir.

İŞTE BU MİRASLARDAN BİRİ DE KUYUMCULUK SANATIDIR

Neolitik çağa dayanan geçmişiyle, bu kente damgasını vuran kuyumculuk sanatı; (zanaat demiyorum çünkü benim için sanattır) yöre insanının özellikle altın takılara olan ilgisi ile hala vazgeçilmezler arasındadır. Hatta ERGANİ ilçemizin sınırları içerisinde bulunan ve Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden olan HİLAR köyü sakinlerinin, günümüzden 12 bin yıl kadar önce bir çeşit bakırdan boncuklar yaptığı da bilinmektedir. Tabi ki bu konuda görüşlerine başvurduğum kişi de Diyarbakır Kuyumcu ve Sarraflar Odası Başkanı Yunus Öner oldu. Geçtiğimiz hafta kendisiyle yaptığım görüşmede, Diyarbakır’daki Kuyumcuların hem tarihsel hem de günümüzdeki önem ve konumları ile ilgili güzel bir sohbet gerçekleştirdik.

DİYARBAKIR’A ÖZGÜ HASIR BİLEZİK

Diyarbakır Hasırı ile ilk tanışmam, 90’lı yıllara dayanır. O yıllarda Antalya’da düzenlenen Diyarbakırlılar Vakfı gecesine katılmıştım. Dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun da katıldığı bu gecede Diyarbakırlı olmayan ama bir Diyarbakır Gelini olan ben, yapılan çekilişte en büyük ikramiye olan Diyarbakır Hasır Bileziğini kazanmıştım. Diyarbakır, gelinine ilk hediyesini vermişti…

Diyarbakır’la özleşen ve tamamen el emeği göz nuru olan Hasır Bileziğin geçmişi, günümüzden 300 yıl öncesine dayanmakta imiş. Ermeni ve Süryani kuyum ustalarının da bu mesleğe katkıları asla inkâr edilemez ama, Diyarbakır’ın ilk KUYUMCULAR REİSİ AHMET ÇELEBİ’yi de anmadan geçmek istemedik.

Osmanlı Devleti zamanında Kuyumculuk mesleğine gerçekten de gereken değer ve önem verilmişti. Hatta Padişahlar arasında mesleği kuyumculuk olan isimler de vardı. Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve 2. Mahmut gibi. 2. Mahmut aynı zamanda usta bir sedef işlemecisiydi.

Dönemin Diyarbakır Valisi Hasan Paşa tarafından yapımına başlanan Kuyumcular Çarşısı’nın açılışı, Hasan Paşa’dan sonraki Vali Osman Paşa’ya nasip olmuş ve bu açılışta yaptığı konuşmada Ahmet Çelebi’yi Kuyumcular Reisi olarak ilan etmiştir. Ahmet Çelebi birçok Türk İslam eserine altın işlemeciliğindeki ustalığıyla imzasını atmıştır.  Mevlâna Celalettin Rumi’nin türbesindeki gümüş işlemeli kapının da Ahmet Çelebi eseri olduğu söylenir. Günümüzde Odaya kayıtlı Sur İlçemizde 100, Diyarbakır genelinde ise toplamda 300 kadar kuyumcu bulunmakta. 2005 yılına kadar tüm Meslek Odalarının olduğu gibi Kuyumcular Odasının da etkinliği çok daha fazla imiş. Şimdi ise; Vergi Levhası almak yetiyor gibi ne yazık ki…

DİYARBAKIR HASIRI İÇİN TOP TİCARET ODASINDA

Diyarbakır Hasırına patent almak için Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odasına gereken başvuru yapılmış. İnşallah kısa zamanda Ticaret Odası, Diyarbakır’a müjdeyi verir ve Diyarbakır’ın bir simgesi daha tescillenmiş olur.

İnsanlarımızın özellikle kadınlarımızın takıya olan ilgi ve merakları devam ettiği ve Diyarbakırlı geleneğini sürdürdüğü müddetçe, bu kadim kentteki kuyumculuk sektörü de hayatta kalmaya devam edecektir. Şöyle bir örnekleme yapabilirim: Düğünlerin vazgeçilmezi “Takı Merasimleri”, bu yörede biraz daha şatafatlı gerçekleşmekte. Hatırlıyorum, ilk geldiğim yıllarda kız isteme merasimlerinde kız tarafınca bir liste hazırlanır ve oğlan tarafına yollanırdı. “2 metre kordon, 5 çift bilezik, 22 ayar set” gibi takılar bu listenin olmazsa olmazlarındandı. Şimdilerde hala bu gelenek var mı bilmiyorum. Olsun olmasın, ben Diyarbakır’ı böyle seviyorum…

HAFTAYA GÖRÜŞMEK ÜZERE, SAĞLICAKLA KALIN!   

Önceki ve Sonraki Yazılar