Düşüncenin ardı

Bir an olsun toplumla bütün bağlarınızı kopardığınızı düşünün, sürekli elinizin altında olan telefon yok en yakın arkadaşlarınız yok, sevdiğiniz hiç kimse  yok,  bir siz varsınız bir de kafanızın içinde dolaşan düşünceler bu izole süreçte ilk olarak neleri düşünürdünüz ?Sanırım bu olası durum modern sandığımız insanın cehennemi olabilir. Çünkü bugünün insanı kendi dışında var olan bütün nesnelerle öyle bir bütünlük halindeki, bu bütünlüğü bozacak en ufak bir eksiklik karşısında yapacağı şey,  biran önce eksik olan nesneyi başka bir nesneyle doldurmak olacaktır. Öbür türlüsü içine düştüğü boşluk ona düşünmesi gerektiğini söylemeye başlayacaktır.

Düşünmek! 

Bir yerde okumuştum “Düşünce  ve sözler insan için yara ve yara izdir.” diye. Bizler de düşününceyi dış dünyadaki her nesneyi bir kabul veya ret olarak değerlendirip zihnimizde ve yüreğimizde yaralar açarız. Kendi ötemizde olduğunu düşündüğümüz her insan veya eşyayla bir şema oluşturup o şemayla kendi sanal gerçekliğimizi oluştururuz. Zaman geçer o şema değişir kabul ve redler yer değiştirir. Biz bu değişim sırasında kendimizle ve dış dünyayla kurmuş olduğumuz denge arasında koplukluk yaşarız. İşte tam bu noktada düşüncenin değerlendirme fantezisi başlar. Kabul şemalarımız sancılı bir şekilde red şemalarımızla yer değiştirirken bizim düşünce fantezimiz egomuzu önüne alıp dört nala koşmaya başlar. Egomuz düşünce dünyamızda öyle bir kibir yaratır ki , o kibir bizim düşünce tarihimizi yolsuzlaştırır. Ama bu süreç bir o kadar tuhaftır , o kibir düşünsel varlığımızın devamı için mutlak bir gerçeklik ve ihtiyaçtır. Öbür türlüsü ruhumuzda derin bir boşluk ve katlanılmayacak öz benliğimizle karşı karşıya kalırız. Çünkü çok iyi biliriz ki düşünce dünyamız geçmiş tarihimizin yanılsamalarıdır. Gerçek olan ne düşüncededir ne sözdedir. Gerçek olan yanılsamadadır. Yani sen ya da ben söyleyemediklerimiziz , konuşamadıklarımız , yazamadıklarımızız

Biz kendimizi ve kendimiz dışında sandığımız öteki her şeyi düşünsel yolsuzlukla perdeleyip, sahte olan her şeyi yaşıyoruz. Duygularımız yalan , düşüncelerimiz yalan davranışlarımız yalan , yani düşündüğün duyduğun gördüğün her şey yalan … 

Bu yalan ve sanal gerçeklik dünyasında sizleri topluma dönmeye davet ediyorum düşünsel maskelerimizi sıkı sıkıya takıp konuşmaya hissetmeye devam edelim. Zira biran olsun o maskeler aralansa dahil toplum denilen bir yapıdan söz edemeyiz. 

Yazının bundan sonraki kısmını psikanaliz kuramı üzerinden değerlendirirsek ben(ego) ile arzu edilen ben ( üst benlik) arasına sıkışmış ve yaşadığı doğal ve kültürel travmalarla bu sıkılmışlığın girdabında kendisine sanal yapı( sosyal yapı ) oluşturan insan için söylemle aktardığı her düşünce , insanı sosyolojik bir varlık olma  ve varlığıyla ( ki buradaki varlık bana göre bir yanılsamadır  )o sosyolojile bütünleşme yolunu açacaktır. düşünce ve söylem ile bütünleşen insan , artık kocaman bir hiçlik olmasına rağmen bir o kadar da bu dünyanın efendisidir …

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.