İTİRAZIN İÇERİDE KALDIĞI YER
Dağılan Ama Ayrılmayanlar
Toplantının bittiği ilan edilmedi. Kimse “tamam” demedi. Yine de bir eşik geçilmişti. Omuzlarda hafif bir gevşeme oldu, ama bu bir rahatlama değildi; daha çok görevini tamamlamış bir kasın hâli gibiydi. Sandalyeler çok az geri çekildi, neredeyse duyulmayacak kadar. Kimse acele etmedi. Acele, yanlış anlaşılabilirdi.
İlk ayağa kalkan olmadı. Önce bakışlar çözüldü. Gözler artık aynı noktaya kilitlenmiyor, masanın çevresinde dolaşıyordu. Yine de kimse kimseye gerçekten bakmıyordu. Bu bakışlar temas için değil, kontrol içindi. Kim hâlâ burada, kim zihnen çıkmış, bu ölçülüyordu.
Bir figür bakışına yöneldi ve sonra bakışını ilikledi. O küçük kararsızlık, toplantı boyunca bastırılan bütün tereddütleri içinde taşıyordu. Bir diğeri masanın kenarına parmak uçlarıyla dokundu; sanki masa birazdan yok olacakmış gibi. Yok olmadı. Hiçbir şey dramatik biçimde bitmedi.
Herkes kendi içindeki gerginliği dışarıda bırakmadan, ama biraz daha hafifleterek kapıya yöneldi. Kapı dar değildi ama geçiş tek tek oluyordu. Yan yana çıkmak mümkünken, kimse bunu denemedi.
Tam o sırada biri konuşurken küçük bir duraksama oldu. Cümle bitmedi ama yarım da kalmadı; sanki kelimeler, ağızdan çıkmadan önce yön değiştirdi. Kimse “ne demek istedin” diye sormadı. Farkındalık yaratan ve itiraz eden sorular bu masada sevilmezdi. Bu tür sorular düzeni gevşetirdi.
O an herkes aynı şeyi yaptı: Başlar çok hafifçe öne eğildi. Ne onaydı bu ne de itiraz. Daha çok, söylenmiş bir şeyi yerli yerine oturtma refleksiydi. Ben de başımı eğdim. İşte çatlak tam orada belirdi. Çünkü o hareketi başkasında gördüğümde rahatsız oluyordum, kendimde yaptığımı ise fark etmiyordum.
Birinin parmakları masaya iki kez vurdu. Sert değildi ama ritmi belirledi. Konuşma oradan devam etti. Herkes o ritme uydu. Ben de. İçimde bir ses “bu doğru değil” dedi ama o ses, ritmin dışında kaldı. Dışarı çıkamadı. O an anladım: Ben susturulmamıştım. Ben uyum sağlamıştım. Bu bir korku değildi. Daha tehlikeliydi: Alışkanlıktı. Masadaki düzeni eleştirirken, onun akışını bozacak hiçbir şey yapmamıştım. Ne yerimden kalkmıştım, ne nefesimi değiştirmiştim, ne de o küçük baş eğme hareketini reddetmiştim. İçimde itiraz vardı ama bedenim sadıktı. Sadakat bazen en sessiz şiddettir. O anda masaya değil, kendime baktım. Ve ilk kez şunu açıkça gördüm: Dinlemeyen yalnızca konuşan değildi. Bazen dinlemeyen, itirazını içinde tutup düzeni aksatmayan kişiydi. Bu fark ediş yüksek sesle söylenmedi. Zaten söylenirse anlamını yitirirdi. Ama o andan sonra, masanın yuvarlaklığı bana artık kapsayıcı gelmedi. Daha çok, herkesin aynı yöne bakmasını sağlayan pürüzsüz bir yüzey gibiydi. Ve ben o yüzeyde bir çatlak olduğumu hissettim.
Koridor daha aydınlıktı. Işık beyazdı, sert değildi. Ayak sesleri burada daha belirgindi ama yine de ölçülüydü. Kimse yüksek sesle konuşmadı. Kısa cümleler kuruldu, çoğu yarım kaldı. “Sonra konuşuruz” dendi ama bunun ne zaman olacağı belli değildi.
Birinin yüzünde, toplantıdaki sertlikten geriye çok az şey kalmıştı. Ama bu yumuşama bir özgürlük ifadesi değildi; yalnızca rolün geçici olarak askıya alınmasıydı. Aynı kişi, yalnız kaldığında bambaşka bir hayat düşlüyordu belki. Kimseye yön vermediği, kimseyi ikna etmeye çalışmadığı, kendi sesinin başkasının sesiyle çarpışmadığı bir hayat.
Yer açılmayan bir yerde ses zaten kendiliğinden kısılıyordu. Pencereye yakın bir yerde oturuyordum ve cam kirliydi ama içeride olan biteni görmek için dışarıya bakmaya gerek yoktu; herkes buradaydı ama herkes birbirinin önünden geçip gidiyordu.
Bir başkası, az önce savunduğu şeyleri burada hatırlamak istemedi. Koridor bunu mümkün kılıyordu. Koridorlar hafızayı inceltir. Söylenenler duvarlarda yankılanmaz, zemine tutunamaz.
Kendi içimde beliren huzursuzluğu bastırmaya çalıştım ve bunu yaparken kullandığım dil bana tanıdık geldi. Şimdi zamanı değil, dedim içimden; mesele büyütülmemeli, birlik korunmalıydı. Bu cümleleri daha önce başkalarının ağzından duymuştum ve şimdi onları kendi içimde tekrar ediyordum. O an anladım ki mesele yalnızca konuşan kişi değildi, mesele bu dili tanıyan ve gerektiğinde kullanan herkesin içindeydi. Ben de bu akışın dışına düşmemek için susmayı seçmiştim ve bu suskunluk beni masum kılmıyordu.
Kapıdan Sonra
Dış kapı açıldığında hava değişti. Bu değişim dramatik değildi ama kesindi. Nefesler biraz daha derin alındı. Omuzlar fark edilmeden aşağı indi. Kimse bunu bilinçli yapmadı. Bedenler, uzun süre sonra ilk kez kendi ritmini hatırladı.
Dışarıda sesler vardı: uzaktan geçen bir araç, belirsiz bir konuşma, rüzgârın taşıdığı bir koku. Bu sesler düzenli değildi, yönlendirilmiyordu. Kimse onları hizaya sokmaya çalışmıyordu. İşte tam da bu yüzden rahatsız ediciydi; çünkü kontrolsüzdü.
Bir figür durdu, ilerlemedi. Gözleri karşıdaki boşluğa takıldı. O boşlukta bir masa yoktu. Yuvarlak değildi, köşeleri de yoktu. Orada insanlar vardı ama kimse merkezde durmuyordu. Kimse sözü devralmıyor, kimse sözü kesmiyordu. Bu bir hayaldi belki ama ilk kez bu kadar netti.
İçte Kalan Ses ve Geriye Kalanlar
Dışarı çıktığımda hava değişmemişti, sokak aynıydı, dünya yerinde duruyordu. İçeride kalanlar hâlâ doğru yerde durduklarına inanıyordu ve bu inanç onları rahatlatıyordu. Oysa ben şunu biliyordum: Kimsenin durmadığı, kimsenin yer açmadığı, kimsenin beklemediği bir yerde kurulan her doğruluk, zamanla kendi sertliğine dönüşür. Bu sertlik bir ideoloji değildir, bir bayrak değildir, bir slogan da değildir; bu sertlik, insanın karşısındakiyle temas etmeyi bırakmasıdır ve böyle bir yerde herkes biraz eksilir.
Ben birkaç adım daha attım. Arkama bakmadım. Arkaya bakmak, hâlâ oraya ait olma ihtimalini canlı tutardı. İçimde bir ses vardı; yüksek değildi, buyurgan hiç değildi. Yön göstermiyordu. Sadece eşlik ediyordu. Uzun zamandır ilk kez biri beni bir yere çağırmıyordu ama ben yürüyordum.
O an fark ettim: Asıl kopuş, masadan kalkmak değildi. Asıl kopuş, aynı kalıbın içinde düşünmeyi bırakmaktı. Dinlemeyen, başkasının sesini duymadığı için değil; kendi içindeki o tek sesli düzeni bozmayı göze alamadığı için buydu. Ve bazı kapılar kapandığında, ilk kez gerçekten bir şey açılır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.