Zülküf Kışanak

Zülküf Kışanak

Kaybettiğim ilk kavgam…

Kaybettiğim ilk kavgam…

Zaferi de, yenilgiyi de tattığım ama günün sonunda kaybettiğim ilk kavgam, daha doğrusu hatırlayabildiğim ilk büyük kavgam babamın dayısı Sînê Reşo’nun oğlu Ramazan’la oldu. Henüz yenileceğim kesin olan bir kavgadan kaçınmayı, beladan uzak durmayı akıl edemediğim, boyun eğmekten utandığım, belki de daha en başında bana öğretilmiş olan korkaklık yaftasını yemekten çekindiğim yaşlardaydım. Her bir tarafı taşlık, kayalık uçsuz bucaksız Kerteş’in arazilerini yara yara uzayıp giden paporun kenarında bulduğum kırmızı bir naylon parçasını elimden kapıp kaçmaya çalışan, her bir tarafından sarkan her renkten muska ile her türlü nazardan, kazadan, beladan korunan Meta Xezo’nun bilmem kaçıncı kızının doğumundan sonra gelen ilk erkek çocuğu olan Ramazan’a taşla saldırmış, henüz makas değmemiş altın sarısı saçla kaplı başını yarmıştım. Çığlığı hala kulaklarımda yankılanan Ramazan, üstü başı kan içinde tam önümde yere yığılmıştı…

*

Boyu benden bir, belki de iki parmak kadar uzun olan, her kızdığında eline ne geçirse bana fırlatmaktan geri durmayan, her defasında da beni bir yerimden yaralayan, böylece beni geri püskürtmekten gurur duyan Ramazan, belki de ilk yenilgisini yaşıyordu. Çığlığı ta Kura Kerteş’e kadar, belki de onu da aşıp ta Qûlo deresine kadar gidiyordu. Kıyametimin kopmak üzere olduğunu biliyordum. Ama kırmızı naylonumdan da vazgeçecek değildim. Ramazan’ın imdadına yetişecek, bana yönelecek her tehlikeyi, her saldırıyı göze alıp kırmızı naylonumu Ramazan’ın elinden aldım. Büyük zaferimi yaşayamadan, isabetli vuruşumun tadını çıkartamadan dağları taşları aşıp gelen bir fırtına gibi Ramazan’ın imdadına yetişen ablası Adalet tarafından kıskıvrak yakalanmıştım. Bana göre dev bir cüsseye sahip olan Adalet tarafından kaç defa havaya kaldırıldım, kaç defa taşlık yere çakıldım, kaç yerden başım yarıldı, ne kadar kan kaybettim, hiç bilmiyorum. Sıkı bir dayaktan sonra yüzüm, gözüm kan içinde taşlık bir çukura atıldığım, oracıkta öylece yığılıp kaldığım hep aklımda kaldı. İlk büyük zaferimden sonra gelen en büyük yenilgim olarak bellediğim bu anım, hayatım boyunca bana ders olacak bu yaşanmışlığım hep hatıralarımın baş köşesinde yer aldı…

*

Sonraki yıllarda, her dara girdiğimde, öyle ya da böyle her beni canımdan bezdirecek bir çukura düştüğümde, ‘Bu ne ki daha o küçücük yaşta Adalet’in beni canımdan bezdire bezdire attığı taş deryası lanet çukurdan kurtulmuşum…’ demiş, dahası, hep baş belası olarak devam edecek olan hayata tutunmayı başarabilmiştim. Bir ömür sonra, babamın taziyesinde karşılaştığım Adalet, ağlaya ağlaya benden helallik istedi. Birbirimize sarıldık, defalarca başımı öptü, artık kırlaşmış saçlarımı hıçkıra hıçkıra okşadı, benden kaçırmaya çalıştığı, artık kırışmaya başlamış ellerini yakaladım, öptüm, helalleştik. Hayatımın unutulmaz ilk dersini veren, bana adeta el mi yaman bey mi yaman dedirten Adalet, birkaç ay önce yakalandığı ağır bir hastalıktan Viranşehir’de vefat etti, taziyesine gittim, sevgili Ramazan’ın, çocuklarının, eşinin acısını paylaştım, zamansız kaybın acısını yüreğimde hissettim. Toprağı bol olsun…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Zülküf Kışanak Arşivi
SON YAZILAR