Zülküf Kışanak

Zülküf Kışanak

Sırıtmak, insanın kendi yüzüne ihanetidir…

Sırıtmak, insanın kendi yüzüne ihanetidir…

Sırıtmak, insanı ifrit eden, belki de insanı çıldırtan en sinir bozucu bir eylemi olduğunu söylemek benim açımdan abartı olmayacaktır. Bir insanın utanmazca bir eylemi, dahası göz göze gelinen en kötücül bir edinimi olmalı. Sırıtan insanda özdeğer yoksunluğu, yalan, sahtelik, kibir, nefret vardır, en geniş anlamıyla utanmazlık vardır. Elbette sırıtma eylemi insanın kendi suretine en açık bir ihanettidir, dahası suret-i haktan görünme dürtüsü ile birlikte gerçekleşen ama olabildiğince üstenci, olabildiğince bayağı bir eylemidir. Bildiğim en kötü edinimlerin dışa vurma halidir, bir beklenti ile yapılan iyiliğin, büyüklemeci aklın, sinsice işleyen zihnin, hatta iç dünyanın saf kötülük olarak dışa yansıma halidir. Hayatım boyunca sırıtarak üstenci yaklaşanlara, en çok da devletini, örgütünü, cemaatını, ailesini, statüsünü, ekonomik gücünü, kişisel kapasitesini, illaki çirkin hal-i ahvalini arkasına alıp güç gösterisinde bulanarak sırıtanları sevmedim, uzak durdum...
*
Evet, oldum olası sırıtanları günahım kadar sevmedim, insanı kabız eden sevimsiz, alaycı, samimiyetten uzak, kötücül hallerine tahammül bile edemiyorum. İlk ne zaman sırıtan bir yüz gördüğümü, beni sarstığını hatırlamıyorum ama gözlerimin içine baka baka sırıtan son yüzü, yüzleri biliyorum, o yüzleri hatırladıkça iğreniyorum. Aklıma ilk gelen, hafızama kazınan en berbat sırıtan yüz, öğrencilik yıllarımda gözaltına alındığım Gayrettepe’deki orta yaşlı, çirkin surat, kel, ifrit olduğum tiz sesin sahibinin, ayaklarına kadar devlet zoruyla getirilen eli kolu bağlı, savunmasız gözaltılara mal bulmuş mağribi gibi sevinen, devlet gücünü arkasına alarak önüne gelene kudurmuş bir köpek gibi saldıran, hakaret eden iliklerine kadar işkenceci bir polisindir. Yıllar sonra o yüzle, o aşağılık yaratıkla, o iğrenç sesle Diyarbakır’da, bir gece vakti, Ofis’teki bir sokak ciğercisinde sırt sırta otururken kendimi buldum, ani bir hamleyle onunla göz göze geldik, beni tanıdı, saniyeler içinde suçüstü yakalanmış bir it gibi arkadaşlarıyla sırra kadem bastı…
*
Bir de gül suyu sürünmüş, bilmem ne kadar mesafeden etrafa yaydığı ama gülü de canından etmiş kokularla varlığını sana hissetiren, durduk yere ta nereden gözlerinin içine baka baka yalandan gülücükler dağıtan, ardından da pis pis sırıtan yüzleri de hiç sevmedim. Nasıl sevebilirim ki kendi hikayesine bile yük olmuş, kendi kutsallarına bile ihanet etmiş, her hali ile öylece sırıtan yüzü, yüzleri. En çok da şeyhinin it çukurunda debeleneni, illaki derdine bir dua dileyene, bir çare umana, hastaya, kimsesize sırıtanı hiç mi hiç sevmedim, sevmiyorum. Senin, benim, herkes gibi kendi yoluna gidememiş olan şeyhinin, dahası yolunu gidememiş olan ama sana iyi gelenlerin, sana aşk-ı ilan etmişlerin, hatta bildiğim, bilmediğim en sevimli yüzlerin sırıtması olsa bile…
*

Bana sorarsanız, her ne kadar aydınlığı, aşkı, mutluluğu, iyiliği, güzelliği, merhameti, hoşgörüyü büyüten, özgüveni besleyen gülümsemeyle yakından, uzaktan ilgisi olmasa da, karanlığı temsil etse de sırıtmanın da bir kalibresi olmalı, kendine göre bir ağırlığı olmalı, bir adabı olmalı, ne de olsa aklın kapsam alanında hayat buluyor, ondan aldığı güçle gerçekleşiyor, duygu dünyasının alt üst oluşunda kendini mimiklerin akışkan hali olarak dışa vuruyor, görünür kılıyor. Öyle kelebek etkisiyle değil, bir tasarımcı marifetiyle hayata geçirilir, çirkin bir amaca ulaşmak için sergilenir. Elbette ciddiye alındığında kendi mecrasında bir anlam kazanan, lanetli bir amaca hizmet eden sırıtma olmasa dünya bir başka güzel olurdu. Ama artık hiçbir sırıtmayı kaale almıyorum, muhatap olsam bile kaale almıyorum, isteyen istediği kadar, istediğ mekanda, istediği zamanda sırıtabilir, samiyetsizliğin yüzde perçinlendiği en berbat hali kimin umurunda...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Zülküf Kışanak Arşivi
SON YAZILAR