Devran Sinanoğlu

Devran Sinanoğlu

Sistemin bize giydirdiği elbise

 Bütün insanlar üryan doğarak gelir dünyaya ve üryan bir şekilde giderler bu dünyadan.

     Bizler farkında olmadan çıplak doğduğumuz iki kapılı bu handa, sistem bize bir veya birkaç tane elbise diker ve giydirir. Artık üstümüzdeki libas bizim kaderimiz olur. Oysa biz bunu tercih etmemişizdir. Bizi sınıflara ayırırkenkimse fikrimizi de sormamıştır.

     Coğrafyaya göre bizi guruplara ayırdılar. Kimimizi etnik kökenimize göre, kimimizi dinimize göre, kimimizi dilimize göre ve kimimizi de rengimize göre ayırdılar. Diktikleri şucu, bucu, ocu… elbiselere göre kategorize ettiler.

     Oysa yaratıcı bizi özgür yaratırken ve tercihi bize bırakırken bizler bu manevi zenginliği farkında olmadan, bir pul kadar bile değeri olmayan nedenlerden dolayı sattık,  satıldık. Dar kalıplara yerleştirildik ve fakirleştirildik. Bu da yetmedi bizi birbirimize vurdurdular, birbirimizi yedik.

     Kimimizi tenimizin renginden dolayı vurdurdular, kimimizi dinimizle kırdırdılar, kimimizi de dilimizin nedenleri için küstürdüler. Oysa halk niye kırdığını/kırıldığını da bilmiyor, niçin vurduğunu/vurulduğunu da kader deyip geçiyor. Onlarda kendince haklı çünkü coğrafya kaderdir.

     Oysa hepimiz insan olarak yaratılmışız. Yaratıcı bizi böyle kabul ederken, bizler sistemin getirdiği ambargonun sonucunda ayrıştırıcı, ötekileyici bir eylem ve söylem içinde kendimizi buluyoruz.

     Sistemin daha önce bizler için hazırladığı elbiseyi farkında olmadan giyip kardeşimizi, dostumuzu belki de en önemlisi kendimizi zehirleyip öldürüyoruz ve bununda farkında değiliz. Tüm bunları yaparken de adına kahramanlık diyoruz.

Peki nedir bu kahramanlıklarımız? Kimimiz Türkçü oluyoruz, kimimiz Kürtçü oluyoruz. Kimimiz Avşar oluyoruz, kimimiz Acem oluyoruz. Kimimiz Tatar oluyoruz, kimimiz Arap oluyoruz. Bunlarda yetmiyor. Kimimiz Keldani oluyoruz, kimimiz Şemsi oluyoruz. Kimimiz Süryani oluyoruz, kimimiz Rum oluyoruz. Kimimiz Laz oluyoruz, kimimiz Roman oluyoruz… Ucuz kahramanlıklara karnımız tok. Sisteme göre ne kadar farklı gurupvarsa  demek o kadar kahramanlık kimliğinin çoğalması demektir. Biz bu kahramanlık kimliklerimizi yakından tanımaya devam edelim. Kimimiz Sünni oluyoruz, kimimiz Şii oluyoruz. Kimimiz Caferi oluyoruz, kimimizde Alevi oluyoruz. Kimimiz Şafi oluyoruz, kimimiz Hanifi oluyoruz… Sistem bunu da kabul etmiyor ve daha fazlasını istiyor. Kardeşi kardeşe küstürmenin yolu, insan olmak dışında her şeyden geçiyor. Bu yollardan bazıları Kimimiz Ateist oluyoruz, kimimiz Sofu oluyoruz… Ver hasılıkelam şucu oluyoruz, bucu oluyoruz fakat bir tek insan olamıyoruz. İnsan olmak dışında her şey oluyoruz ve birbirimizi yiyoruz.  Sistemin bizim için biçmiş olduğu oyunu oynuyoruz. Bu sadece bizim ülkemize has bir durum değil. Dünyanın farklı coğrafyalarında sistem onların şartlarına göre senaryoyu yazıyor ve oyunu oynatıyor.

     İnsanların hayatı üzerine kurulu bu oyunu oynatanlar, onlarda ebedi bir şekilde bu dünyada kalmayacaklarını biliyorlar. 

Hayat nefes almak ve vermek arasındaki süre kadar kısadır.Onun için şuculuk, buculuk gömleğini üstümüzden atmalı ve kısa olan hayatı sevdiklerimizle, dostlarımızla, kardeşlerimizle doya doya yaşamalıyız. Yani işin özü insan olmalıyız.

     Ne zaman ki insan olmayı başarırsak ve “ yaratılanı seversek yaratandan ötürü” işte o zaman bir şeyleri başarmışız demektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.