“Yalnızlığın Patolojisi”

Yalnızlık bir hikâyedir öznesi ve yükleminin çatıştığı…

Derin içsel dehlizlerde bir girdaptır…

Yaşanmışlıklar ile yaşanmamışlıklar arasında bir uçurumdur…

Susuzluktan kuruyan toprağın çatlaması,

Yağmura dönüşmeyen bulut yığınıdır…

Sessizliğin gürültüsünde hapsolmaktır…

Tek kişilik bir ordudur elinde bir gücü olmayan…

Her şeye inat kişinin kendisidir… Kendi gölgesinde güneşlenen…

Yalnızlık adına söylenmiş çok söz, yazılmış çok sayıda şiir ve çekilmiş filmden söz edilebilir.

Yalnızlık bir tercih midir? Yoksa kaçınılmaz bir sonuç mudur? Yalnızlık nicel mi yoksa nitel bir durumumu yansıtır?

Yalnız olmak ve kendini yalnız hissetmek aynı şeyler değildir. Yalnızlık hissi yalnız olduğumuzda değil, tercih ettiğimiz kişiden ayrılmak istediğimizde hissettiğimiz duygudur belki de.

Yalnızlık biçimlerine genel olarak baktığımızda farklı durumlarla karşılaşmaktayız. Tek başına yaşayanlardan tutun, çevre tarafından dışlananlar, çevresini sınırlandırmak isteyenler ve kalabalıkta boğulanlar…

İnsanın kendisini anlaşılmamış ve kimsesiz hissetmesi de bir yalnızlık durumudur. Bireyin kendi tercihi sonucu geçici olarak yaşadığı yalnızlık mesela kitap yazmak için kendini dış dünyadan soyutlaması ya da kalabalıklardan bunalan birinin doğada uzun süre yaşaması gibi…

“Başkalarından geribildirim almadan yaşarsak zamanla gerçeklik olgumuzu yitirmeye başlarız. Kendi duygularımızı da anlamlandırmada güçlük çekeriz. Ötekiden gelen geribildirim olmadan özbildirimlerimiz de körelmeye başlar”(sayar,2014)

Yalnızlığın ciddi psikolojik etkilerine baktığımızda en çok karşımıza çıkan rahatsızlık, bir anksiyete biçimi olan agorafobidir. Kendine yakın, duygudaş olabilecek insanların olmadığını düşünenlerin büyük çoğunluğu kendini izole etmektedir. Buda dış dünyanın bilinçaltında güvensiz, duygusal açıdan tatminsiz olarak algılanmasına yol açmaktadır.

İnsan ilişkilerinin aşırı pragmatist anlayışa dayandığı neoliberal yaşamkonseptinde bireyler salt maddi dünya ile çevrili bir dünyada yaşanan mekanikleşme karşısında gittikçe yalnızlaşmakta ve insani tatminlik durumlarından uzaklaşmaktadır. Çıkar ilişkilerinin şekillendirdiği yaşam formlarında gerçek paylaşım, dostluklar, koşulsuz sevgi ve saygı bulamayan bireyler tükenmişlik sendromuna girebilmekte ve bunun sonucunda yalnızlaşma sendromuna hapsolmaktadırlar.

Yüzyılımızın en büyük sorunlarından biri olan ve özellikle Pandemi koşullarıyla daha da artan yalnızlaşma durumları, toplumsal aidiyet duygusunu olumsuz etkilemiş ve çıkar ilişkilerinin yarattığı tahribatla bireylerin iç dünyalarına çekilmeleri çok daha fazla artmıştır. Geleneksel toplumlardaki dayanışma, yardımlaşma ve paylaşım kültürü hızla yerini bireyselliğe, menfaatperestliğe bırakmıştır. Toplumsal dengelerin statü ve güç sahibi bireylerden yana işlemesiyle beraber, insan ilişkilerinde çelişki ve çatışmalar ciddi oranda artmıştır.

Sınıfsal, ideolojik farklılıklar ve baskıcı rejimlerin yarattığı kutuplaşma iklimi, toplumsal kolektif hafıza oluşturma, toplumsal dayanışma ve paylaşım gibi önemli değerleri bir bütün olarak hızla parçalayarak erozyona uğramaktadır. Bu durumun sonucunda ötekileşmeler, dışlayıcılıklar bireyin kendine ve topluma yabancılaşmasını artırarak yalnızlık psikolojisinin kronik hal almasına yol açmaktadır.

Hakim kültür tarafından dışlanan, bastırılan alt kültür bireyleri ile ekonomik gücü elinde tutanlar tarafından emeği sömürülenler, doğanın bir parçası olan insanın, doğanın talan edilmesiyle doğadan koparılması sonucunda hem kendisine hem de içinde bulunduğu topluma yabancılaştırılarak niteliksiz tekilliğe sokulmaktadır.

Yalnızlık biçimleri ne olursa olsun burada temel olan şey sosyal varlık olarak insanın bireyselleştirilirken kopuş, kırılma ve dışlanmışlık hislerini patolojik yalnızlığa yol açacak oranda yaşamasıdır.

Yalnızlığın niteliği ve niceliği şartlara, yaşananlara göre şekillenmektedir. Önemli olan burada bizlerin ne isteyip ne istemediği ile yaşam gerçekliği içinde neyin farkında olup olmadığımızdır!!!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.