Yol afallamalarım (2)

Bir yanım gündelik şeyler,  diğer yanım olmadık türküler söyler. Dilime dolanan türküler yol söyler, özlem söyler…

Yollar Seni Gide Gide usan(ma)dım,

Yol Ver Bana Yol Ver Ey Yüce Dağlar...

Türkülere ve Lao Tzu’nun, “Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlar.” sözüne kulak verdim ve yola çıkmak için 9 Kasım günü binlerce kilometrelik seyahat için ilk adımı Diyarbakır otogarından attım. Yeni yerler görmekten ziyade özlem serde tüttüğü için yollardaydım bu kez. Otobüsün ortalarında tekli koltuktaydım. Yarım saat rötarlı olarak otobüsümüz, Elazığ üzeri İstanbul’a doğru hareket etti. “Geç olsun, güç olmasın.” dedik otobüsün camından dışarıyı seyrederken çocukluğumda aklımın bir türlü ermediği gibi yine yol kenarındaki direkler bir bir saatte 60-70 km hızla gidiyor biz yerimizde sayıyor gibiydik. Saatlik yolu üç saatte alarak ilk arama noktasında otobüs içinde köpeklerle soluğumuzu tuta tuta yarım saat arandık. Temiz çıkınca yola devam emri verildi. Yolda birkaç yerde yolcu alarak en az yarım saat daha oyalandık. Nihayet tüm koltuklar dolmuştu. Derken Elazığ çıkışında bir kez daha aynı şekilde arandık tarandık köpek korkusuyla kalbimiz küt küt ata ata. Yolculardan birinin şikâyet eder gibi söylenmesine, “Görevimizi yapıyoruz, varsa şikâyetiniz, valiliğe yaparsınız!” cevabını aldık. Tamam, görev yapılıyor amenna. Diyecek sözümüz yok. Elbette güvenlik açısından tedbir alınmalı. Ama çağ teknoloji çağı, bir tıkla bir sonraki güvenlik noktasına gelen aracın durumu bildirilemez mi? La havle çekerek, sondur diye yola koyulduk. Az gittik uz gitmedik ki tekrar arama. Aynı minval üzere arandık. Son arama dedi tecrübeli yolcular. Sanki bir ülkeden başka bir ülkeye geçmiştik ki ben önceden yurtdışına otobüsle gittiğimde çok ülkeleri geçtik ama böyle bir arama olduğunu hatırlamıyorum.

Neyse kısa keseyim.Bu aramalarla, tam üç saat geciktik.Oysa 10 Kasım günü sabah sekiz dokuz gibi Esenler otogarında olacaktık. Almanya’ya gidecek olan diğer otobüsüm saat 12.00’de hareket edecekti. Ben de o üç saatte ihtiyaçlarımı giderip, karnımı doyuracaktım diye planlıyordum. Saat 11.50 biz hala İstanbul Habipler’deydik. Yazıcıoğlu Turizmden aranıyorum.

“Hocam nerdesiniz? Yola çıkıyoruz.”

“Kaptan nerdeyiz, kaç dakika var?” büyük bir telaş içindeyim. Arabayı kaçıracağım. Arıyorum yazıhaneyi.

“Geldik, on dakika sonra otogardayız, n’olur beni bekleyin!”

“Hocam siz yurtdışına çıkıyorsunuz, köyünüze gitmiyorsunuz. Neden erken gelmediniz? Nasıl bekleyelim sizi? Çabuk olun lütfen!”

“Valizlerimi taşıyamam, bana yardımcı birini gönderir misiniz?”

“Tamam, hemen gönderiyorum.”

Yüreğim ağzımda, dilim duada, gözüm tabelalarda nihayet girdik Esenler’e. Rica ettim, benim bagajıma öncelik verilsin diye. Sağ olsunlar, yardımcı olacaklarını söylediler. Otobüsün kapısı açılır açılmaz, ok gibi fırladım. Bagajımı gösterirken, “Volkan’ın annesi kim?” dedi biri ve Hızır gibi yetişerek aldı valizlerimi. Yıldırım hızıyla otobüsün yanına vardık, aynı hızla pasaport işlemlerim yapıldı ve ben otobüste iki kişilik koltuğuma yerleşirken çoktan Kapıkule’ye doğru yola koyulmuştuk bile dilimde sessiz bir türkü…

Yola Çıktım Mardin’e

Yok yok ne Mardin’i? Şaşırdın mı? Özleme, evlada doğru…

Devam edecek…

inal-kose-tigris.jpg

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.