Dilsel Halkalar -1

Dil çoğunlukla bir ses ve işaretler sistemi olarak tanımlanır.Tüm canlıların iletişim sitemi olan dil, tür olarak insan söz konusu olduğunda farklı bir şekilde tanımlanması gerekir. Çünkü hayvanların iletişim yolu ile insanlarınki ontolojik temeller yönüyle farklılık gösterir. Havana’ların iletişim öğeleri işaret ve seslerden oluşurken insanın iletişim unsurları ses ve işaretin üzerinde bir donanıma sahiptir. Dile bu nokta itibariyle insana eklemlenmiş bir unsur olarak bakılması gerekmektedir.

Dilin ontolojik temelleri ; 

 Dilin epistemolojik varlığının katmanlarında asıl olan dilin ontolojisidir.İnsan ontolojik kabül içindeki varlığını bilgi, söylem, düşünce ve edim üreterek tüm yaşamsal inşaya  tuğlalar düşer. Bu süreç gayet katmanlı ilerlerken kendini ve dış dünyayı algılamasını sağlar. Bu algısal durum fenomenolojik mi yoksa hakikat mı bunu eylem ve söylemin diyalektiği belirler. “Dilin insanın varlık koşulları üzerinde bu kadar etkili olması insanın sahip olduğu bir diğer yetiyle ilgilidir. O da insanın konuşan bir varlık olmasıdır. İnsanın konuşan bir varlık olmasına sahip olması dil felsefesi açısından karşımıza dış dünya, düşünce ve dil üçgenini çıkarır. Dil ve dili kullanabilme ,doğrudan insanın eylemlerini de etkiler. Dil ve düşünme daima bir arada hareket eder..

  “Dil ister sesli ister sessiz olsun bu durum düşüncenin vardığında kendini katıksız şekilde ortaya koyacaktır. “Dil ve düşünme insanın dış dünya işe arasında bağ kurabilmesini sağlar.İnsan bu sayede dil, düşünme ve dünya ekseninde kendi dışındaki diğer insanlara ve genel anlamda nesneler dünyasına kapı aralar. Dille dış dünya üzerine düşünülür. düşünce üretilir ve bunlar hakkında belirli bir tavır ortaya konulur. Dilin bu noktada ortaya çıka en temel işlevi onun saptama ve bildirin yapabilme özelliğidir. İnsan dille birlikte kendisi e kendi dışındaki olaylar ve düşünceler halkında belirleme yapar , düşünür ve bildirimde bulunur. “

Dil tarih kültür üçlemi;

Dilin orijini kişisel tarihin serüvendir. Bu serüvenin başlangıcında birey olmadan önce var olan dille , kendi ve ötekinin ayrımını yapamayan  canlı vardı. Henüz birey olamayan bu canlı için tarihsel ve kültürel bir yapı olarak söz etmek imkansızdır. Çünkü birey olmanın önsel koşulu kendi ve öteki ayrımını yapmaktan geçer. Tarih ve kültürde ancak bu ayrımın sonunda vuku bulur. Tarihteki kimliğine kavuşan bireyin dilsel yapılanması onun kültür içinde üretebilen bir canlı olmasına imkan verecektir. Dilin üretim gücüyle kültürü oluşturan insan, sonraki kuşakların  taşıyıcısı rolünüde bürünmüş olacaktır. Zamanın, öncesi şimdi ve sonrası arasında  halka içinde üretecek, üretiğiyle halkanın  etrafını sağlamlaştırıp . Kendi soyunun devamlılığıyla kültür ve  toplumsal tarihin parçası olacaktır. Tüm bu mekanizma eksiğiyle fazlasıyla bütün insanlar için süregelen bir durumdur. Üretilen bu koca mekanizma içinde düşünsel üretim gibi duygusal üretimde oluşacaktır. Duygusal üretimin ailedeki ötekiyle başladığı savıyla hareket eden insan evin içindeki her türlü dilsel duyguyu kamusal alana taşıyarak kendi bireysel nosyonlarını kültürel yapı haline getirir. Duygularımız ve dilimiz yara ve yara izleri gibidir. Bu ikililiğin bütünsel oluşumu bizi birer tablo olarak sosyolojik yapıda bir resme evriltir. Bu resim de eksik görünen her bölüm bizim evlerimizde  birey  olma oluşumu sırasında var ettiğimiz dilsel eksikliğimizin izleri olacaktır. 

   Dilin gizil gücü ; 

Dil her zaman düşüncenin dışavurumculuğunu yapmayabilir. Hatta bazen düşüncenin özellikle de duygunun maskesi görevini üstlenebilir. Bu görevi nerde ne şekilde mi edinir ? Kısaca anlamaya çalışalım ; dil tıpkı matematiksel yapı gibi işlenmiş durumdadır. Sosyolojik  ortamda üretilen dilin  kabulü/ reddi için dilin maskelenmesi gerekir. Bu meskelenme süreci yaşamın henüz başında mahremiyet. Olgularının yapılmamasıyla oluşur. Kendi  bilinçaltındaki idsel dürtüyle davranışlarını yönlendiren insan için sosyolojiye uyum sağlama ya da sosyolojide barınması için idden gelen dürtüyü gizlemesi gerekir. Bu durum belki de insanın dille olan riyakarlığın en önemli durumudur. Başka bir gizil durumda duygusal ilişkideki dilde kendini gösterir. Yeni bir dürtünün nesnesi olan partnerler birbirleri için yeni bir dilin halklarını oluşturmak zorundalar. Bu halkalar içinde bir ve bütün olmak için çabalayan partnerler , birbirlerinin dilinin sınırlarını tamamlamak adına kendi önsel  dillerini absürtme ederler . Bu durum yeni bir hikaye benzersiz bir kişilik yapılanması gibi görünse de hakikat olan sadece maskenin sağlamlığı ve dilin tılsımlı kuvvetidir. Ve sanırım bu tılsımın varlığı, maskenin ardındaki hakikatı kaldırmayacak insan için tanrısal bir kudrettir.

“Dilimin sınırları düşüncemin ; düşüncemin sınırları dünyamın sınırlarıdır “

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
SON YAZILAR