Güvenliğin gölgesinde hızlı tüketim ve dilin sınıfsal kırılması
Çatışmaların gölgesinde geçen o karanlık yılların ardından kente çöken NORMALLEŞME havası, Diyarbakır’a adeta baraj kapaklarının açılması gibi bir tüketim dalgasıyla geldi. Güvenlik politikalarının ardından şekillenen yeni kent,yeni bir burjuvaziyi ve bu burjuvazinin hoyratça kendini ifade etme biçimlerini doğurdu. Dicle kıyısındaki lüks restoranlar ile AVM koridorları,bu bastırılmışlığın bir anda dışa vurulan sergi alanlarına dönüştü.
Ancak bu parıltılı dönüşümün en derin, en görünmez yarası kuşaklar ve sınıflar arası dilde yaşanıyor. 75 Metre’nin yeni nesil orta sınıf çocukları, Türkçe merkezli bir tüketim kültürünün ve global estetiğin içinde büyürken; Bağlar ve Sur hattındaki çocukların dil hafızası bambaşka bir coğrafyaya aittir.
Ana dil, eskiden bu topraklarda ortak bir direnişin, bir kimlik mücadelesinin ve ortaklaşmanın adıydı. Bugün ise ne yazık ki gündelik yaşamda keskin bir sınıfsal göstergeye dönüştü. Bir tarafta modern hayatın konforuna eklemlenmiş, dili kamusal alanda biçimselleştirenler; diğer tarafta o dilin sokağındaki kökleriyle ayakta kalmaya çalışanlar var.
Diyarbakır, güvenliğin sağlandığı iddiasıyla sessizleşirken, içten içe kendi kültürel ve sınıfsal fay hatlarını derinleştiriyor. Görünmeyen bu çelişki, kentin gelecekte hangi dili konuşacağının ve hangi yüzdeyle hatırlanacağının en temel sorusudur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.