Ayşe Sökülmez

Ayşe Sökülmez

Hani cehennemde yanacaktık?

Hani cehennemde yanacaktık?

Günlerdir tek kelime konuşmadım, tek kelime okumadım, tek kelime yazmadım.
Yemek yapmadım.
Ev temizlemedim.
Yıkanmadım.
Alışverişe gitmedim.
Üzerimdeki pijamalarla üç gün, akabinde dört gün, beş gün, altı gün ve yedi gün gözümü ekrandan alamadım.
Almadım.!
Hiç televizyon izlemeyen biri olarak, duvarda asılı duran ekrandan güzümü ayıramadım.
Beton bir duvar, beyaza boyanmış duvar.
Etrafında kitaplık olan bir duvar.
Uzunca bir sehpanın üzerinde duran televizyon ona eşlik eden o beyaz duvarın içinden çıkıp etrafı beton ile kaplanmış, gelişigüzel demirle ve harçla örülmüş yıkılan evlerin binaların şehirlerin kasabaların köylerin duvarları arasına yolculuk yapıyordum.
Sonra bütün bu duvarlar, demirler, harçlar, beton yığınları ve kat kat bloklar üzerime yıkılıyordu kimi tek tek kimi yığınla.
Altında can çekişenler bir tek gözüyle küçücük toz duman içinde süzülen bir ışık ardından bakanlar, buldukları boşluklardan ellerini sallayanlar, kollarını dışarıya çıkarıp “Kurtarın bizi “, sesleri cılız kalıyor, ortalıkta kimseler yok bir uğultu gibi saçılıyordu ortalığa.
Onlar da tıpkı yere saçılıp dökülen her şey gibi başlangıçta ses çıkarmış sonrasında sessize burunmuş ve tüm sesler dinmişti...
Bütün bu yığınların arasında tek başıma kalmış gibi aralarında geziniyordum.
Sesim çıkmıyor, avazım bağırmıyor, bir başka gezegene inmiş o ana kadar olan yaşam bir saniyenin içinde son bulmuş üzerinde tek tuk dumanlar tüten koca bir yer yüzü parçası gibi donmuş kalmıştım...
Yıkılan büyük küçük beton bloklarının şimdi bu anda altında can çekişen canların olduğu duvar ve beton yığınları arasında gidip geliyordum baktıkça hem duvara hem betona hem harcına hem demirine, hepsine hepsine birden ve ağlamaklı oluyordum.
Tıpkı bağıran çağıran yardım isteyen binler on binler belki yüz binler gibi.
Çığlıklar beton yığınları altından, sesler ve çocuklar, kadınlar, anneler, babalar...
Dedeler, Babaanneler, anneanneler.
Misafirler.
Yabancılar.
Turistler.
Dinler, kültürler, Camiler, kiliseler, Cem evleri Sinagoglar, hepsi hepsi çığlık çığlığaydılar.
Çığlıklarını duyuyordum.
Yardım sesleri cümlesinden,
Kim duymadı ki o sesleri?
Duymayan var mıydı?
Bilmeyen, görmeyen, görmezlikten gelen?
Sahi görmezlikten gelen oldu mu?
Oturma odamızdan bilmedik bilinmedik kanallardan bağlandım sürekli ne derece doğru bütün bunlar, bize yansıtılan doğru olmasın, bütün haberler yalan olsun, rüya olsun, şaka olsun.
Diye, diye acıktığımı bilmeden, susadığımı anlamadan, üşüdüğümü hissetmeden bekledim, bekledim durdum...
Olmadı!
Evet, şaka olsun!
Servis edilen haberler kasti olsun.!
Yalan olsun!
Nasıl olur herkes uykudayken aniden iki dakika süren sarsıntı içinde hem de, yok olup gitsin...
Eyvah dedim kendi kendime.
Yağan kar ve soğuk, esen rüzgâr, yağan yağmur...
Ne varsa ne varsa hepsi yağmıştı.
Ya soğuktan donarlarsa diye heyhat!
Sonra?
Sonra, en sağlıklı ve bütün kuzenlerim, yeğenlerim, akrabalarımdan haberdar olabildiğini düşündüğüm kuzenimi aradım.
İlk aramamda herkesin iyi olduğunu evlerde binalarda hasar olduğunu ancak kendilerini zar zor dışarıya attıklarını, çok korktuklarını, şehir de bir kıyamet koptuğunu anlattı, “Şükürler olsun”, dedikten sonra kapattık telefonu.
Ardından arkadaşlarıma sevdiğim dostlarıma ulaşmaya çalıştım, bazılarına telefonları meşgul etmek adına iyi olduklarının haberini de aldıktan sonra tekrar endişe içinde odada dönüp durdum.
O an tüm haber kanallarını taramaya başladı...
Birinci gün, ikinci gün, üç gün, sonra beş gün, sonra yedi gün, sonra on gün, sonrasında on iki gün...
Böyle sürdü...
Bugün bayram üzerinden kaç gün geçti?
Kimler kaldı geriye?
Onca acıya katlanabilene şimdi aşk olsun.
Üstelik hani cehennemde yanacaktık?
Hiçbir din kitabında yazmayan henüz yazılmamış şekliyle donarak öldük...
Var mıydı donarak ölmek?
Sene iki bin yirmi iki aylardan boş verin ne fark eder ki, günü de?
Çarpık çurpuk betonlar, gevşek zemin, hileli demir, ustası ne yapsın çalanı çırpanı belli ve belirsiz cümlesinin vebali bugün bu bayramda boynunuzda donmuş birer ceset torbası gibi yüreklere serpilsin hepsi...
Hani Cehennemde Yanacaktık, öyle mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ayşe Sökülmez Arşivi
SON YAZILAR