Birsen İnal

Birsen İnal

Ustam Mıgırdiç Margosyan’ın ardından

Ustam Mıgırdiç Margosyan’ın ardından

2 Nisan Cumartesi günü ölüm haberini aldık Büyük Usta’nın. Ölüm haberiyle birlikte belleğimde canlanan fotoğraflar film şeridi gibi gelip geçtiler gözümün önünden bir bir…

23 Mayıs 2011Tüyap Diyarbakır Kitap Fuarından canlandı belleğimde. Usta’mı Aras Yayınları fuarında görmüştüm ilk kez. Aras, en kalabalık standı. Metrelerce uzuyordu kuyruklar. Sanki O’nunla bir kelam konuşmak için kitaplarını defalarca alıyor imzalatıyordu hemşerileri. Ben de sıramı beklerken an/ı ölümsüzleştirmek için bir yandan da fotoğraflar çekiyordum. Bu aradabir çok diyaloga şahit olmuştum ister istemez. İçimi yakan şu cümleyi ve Usta’nın bakışlarındaki acıyı ömrümce unutmam.

“Ma biriniz de deseydiniz ki; ‘Benim de dedem Ermeniydi.’…

Tarih 2012 yine mayıs ayı. Benim ilk kitabım, İssis Çıra okurlarla buluşmuştu. İmzadan fırsat bulduğum bir an, kitabımı Usta’m için imzalayıp soluğu Aras standında almıştım. Yine kuyruklar, yığılmalar gurur vericiydi. Diyarbekirliler hemşerilerini yalnız bırakmıyordu. Hem sohbet ediyor hem de kitap imzalatıyorlardı. Kalabalıklar arasından ben de kitabımı uzattım. Teşekkür ederek aldı. “Sen mi yazdın?” diye başlayan sohbet Diyarbekir’le devam ederken;

“Sen Diyarbekirlisen?”

“Evet, nerden anladınız”

“Ma, bilmeyecek ne var bunda. Kolunda Diyarbekir hasırı, dilinde de Diyarbekir ağzı var.” diyerek güldü ve devam.

“Söyle baxayım eskiden hamama gidince neler götürürdünüz?”

“Ekmek, peynir, mevsim meyveleri, zenginler için kocaları tarafından sini sini kebaplar gelirdi.”

“Zencefilli, tarçınlı, toz şekerli dövülmüş fındık götürmez miydiniz? İçiniz geçmesin diye. Peki sen bu konuştukların niye yazmîsan?” dedi. Bu sorusuna yanında oturan diğer Usta’m Şeyhmus Diken; “Yazıyor, Diyarbekir ağzıyla yazdığı güzel yazıları var.” Deyince;

“O zaman yazmaya devam et. Seneye kitap fuarına da imzalı kitabını bekliyorum.”

Sözümü tutmuş, 2013 Kitap Fuarında Lis Yayıncılıktan çıkan Özümsen Diyarbekir adlı kitabımı imzalı olarak Usta’ma takdim etmiştim. Kitapta, ‘Sözümü Tuttum Ustam’ başlıklı ön sözümü Mıgırdiç Margosyan ve Şeymus Diken’e ithaf ettiğimi görünce; “Aferin Diyarbekir kızı.” Sözüne mazhar olmuştum.

Ve birbirini takip eden tüm kitap fuarlarında Usta’yla kısa da olsa diyaloglarımız olmuştu.

2018 25-30 Eylül tarihlerinde TÜYAP Diyarbakır Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Diyarbakır 6. Kitap Fuarı’nın onur konuğu yazar Mıgırdiç Margosyan’dı. Fuar süresince düzenlenen panel ve söyleşilerde Margosyan’ın edebiyatı, eserleri ve yaşamı ele alındı. Ayrıca Lis Yayıncılığın düzenlediği Karşılaştırmalı Edebiyat Günleri kapsamında Mıgırdiç Margosyan’ın sekseninci yaş günü kutlanmıştı. Bu etkinlikte ben de görevliydim. Anlatacaktım Margosyan’ın Diyarbakır için nasıl bir değer olduğunu, nasıl muhabbet ve saygıyla çevrelendiğini, başarılarını, okurlarını, anılarımızı… Ama olmadı, gidemedim. Ömrümce pişmanlıkla anacağım gidemeyişimi…

Son görüşüm 2020 Kitap fuarıydı. Usta, tüm eserlerinin toplandığı Fıllaname adlı kitabını imzalıyordu uzun kuyruklar oluşturan okurlarına. Diyarbekirliler Abê Margos’larına sevgi ve saygıyla hakkını teslim ediyorlardı bu uzun kuyruklarla.

Vip salonunda sevgili eşi yoldaşı Selma Hanımefendi, Surp Gregos Kilisesi’ne gittiklerini ve hüzünle döndüklerini elindeki küçük bir parça vitrayı göstererek anlatmıştı. Nasıl üzülmesinler ki; yerle bir edilerek adeta haritadan silinen Gâvur mahallesi beraberinde yaşanmışlıklarını da alıp götürmüş o yaşanmışlıklara elindeki küçücük vitray parçasıyla sığınmıştı adeta Selma Margos…

Fuarın son günü Kadın Yazarlar Derneğince düzenlenen Kadınlar Diyarbekir’i Anlatıyor adlı söyleşimiz vardı. Konuşmacıydım. Söyleşimiz başlamak üzereyken bir de ne görelim; Şeyhmus Diken, Mıgırdiç Margosyan ve sevgili eşi Selma Hanım bizi dinlemek üzere salona girdiler. Heyecanım doruktaydı. Günlerce hazırlık yaptığım konuşmamı sil baştan yaparak çocukluğumdan usumda kalan eski komşularımızla kirvelerimizle olan yaşanmışlıklara dayanarak söyleşimi yaptım Usta’mın gözlerine baka baka…

Ve söyleşi sonrası kendilerine hediye edilen bir gülü, bana uzatarak; “Gül güle yakışır.” diye uzatmıştı…

Gül ben de, Güle güle gül yüzlü Margos Usta’m…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Birsen İnal Arşivi
SON YAZILAR