Dilsel halkalar-2

Daha önceki yazımızda dilin ontolojik temelleri, dilin tarih kültürle ilişkisi ve dilin gizil gücü üzerine bir takım saptamalar yapmıştık yazımızın bu ikinci kısmında; dilin iktidarı, dilin susuşu ve eril dilin tahakküm yeti alt başlıklarıyla dil konusundaki yazımızı sonlandıracağız.

İKTİDARIN DİLİ/İKTİDARYEL DİL

İlk olarak şunu belirtmeliyim ki her dil kendi siyasi örgütlenmesi altında ideolojik bir baskıya maruz

kalmaktadır. Egemen olan üst sınıf arka planda bazen açık bazen örtük şekilde toplumu oluşturan her yapının dilini çeşitli iletişim argümanları ile konsolide etmektedir. Burada tam manasıyla sözü edilen resmi dildir. Resmi dil aracılığıyla bilgi kastre edilerek manipüle edilen bilgi topluma aktarılır. Aktarılan bilgi toplumun hakiki ihtiyaçlarından ziyade iktidarın faydasına olan bilgidir.Bu bilginin

oluşumu, yayılımı konusunda devletin ideolojik argümanları kullanılmaktadır. Bu argümanlar bazen gelenek görenekler, din, ideoloji ve medya aracılığıyla, bazen de sanatsal argümanlarla gizil şekilde retoriksel biçimde aktarılır. Özellik ikinci aktarım gelişen kapitalist düzenle daha çok kullanılmaktadır. Kapitalist egemen sınıf kendi pragmatizmini yukarda saydığımız argümanlarla süsleyerek toplumun ihtiyacı varmış gibi sunar. Örneğin iktidar politikası milliyetçilik üzerine ise

medya yahut devletin tüm aygıtları ( eğitim, din bürokrasi vb) bunu uygun hizmet üretmeye başlar. Ve bu hizmeti de kendi baka sorunundan ziyade toplumsal bir, bir bütünleşme olgusu içinde servis eder ve toplumları ikna eder. İktidarın dili, pratikte olmasa da arka planda daima kendi erkini koruma arzusu içindedir dedik. Kendi erkini sağlamlaştırma adına özellikle bürokratik kurumlar ve eğitim aracılığıyla uzlaşı kültüründen uzaklaşıp savaş ve kaos diliyle egemen yapısını kuvvetlendirerek kendi ömrünü uzatır.

 

DİLİN SUSUŞU

“Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan, Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan, Ne görebiliyorsun,

Ne duyabiliyorsan, “ Halil Cibran

“Konuşan tek varlık insan değildir. Evren de konuşur. Her şey konuşur.”

Dil masum değildir, devingen bir yapıya sahiptir aynı bilinçdışı gibi bilinmezlerle dolu uzay gibidir. Dil yaşayan bir canlı gibi sürekli değişir Ve sanılanın aksine biz dili değil, dil bizi oluşturur. Dil

düşüncelerimizin ve hayal evrenimizin sınırlarını çizendir. Bu ölçütte dil dünümüzü,

Bugünümüzü, yarınımızı var eden tanrısal bir gizdir. Lacan; dil kendini eksik olarak söylediğinde,

sessiz kaldığı yerde ifade eder. Der ve dilinde kendini tıpkı bilinçaltı gibi yapılandırdığını söyler. Bilinçaltı insan üzerinde etkin bir yapıya sahiptir ve kendini yok ile eksik olanla ifade eder. Dış dünya insanlar tarafından kavramlaştırılarak imgeye dönüştürülür. ve ancak bu şekilde kavranabilir. İmgenin dilsel

Karşılığı simgedir. Dış dünya ancak bu simgelerle ifade edilebilir ve simgesel olan gerçeğin yerini almış olur. İnsan istediği nesne, olmadığında bir şey yitirildiğinde onu ifade edecek bir sözcüğe ihtiyaç duyar. İnsanın boşluktaki sonsuzluğun anlamsal kavramlaştırmalarla hafıza denizine döker.”Bu denizde bazıları yalnız kalmaktan korktukları için konuşkanları arar. Bu kişiler kendi benliklerinin

gözler önüne serileceginden korktukları için kaçmak isteğindedir. Kimiler de kendi içlerinde gerçeğe

ermiş oldukları halde, bunu sözcüklerle söylemektedirler. Bu bilinç onların içinde uyumlu bir sessizlikte yaşamaktadır.”

“Bana susmayı ver, gecenin hücumlarına meydan okuyayım.”

 

ERİL DİLİN TAHAKKÜMÜ;

“ Dilin değişmesi dünyanın değişmesidir.” Mallermeci bakış açısıyla konuya girmek istiyorum. Çünkü toplumsal her katmanda kullanılan dil erilin dilidir. Unutulmamalıdır ki özellikle Fransız devriminden sonra oluşan ulus devlet mantığı ve yasaları erkeksi kültürle, insana ait her oluşumu özellikle de dili sistematik bir ağ gibi kullanarak kendi kölesi haline getirmiştir. Bu dil kadını hep eksik bırakmak

Üzerinedir. Darridadan yola çıkarak eril dil fallus merkezli bir dildir fallus merkezli dilde karşıtlıklar şöyledir: doğa/kültür, ruh/beden, form/madde, yaşam/ölüm ve erkek/ kadın gibi. Dikkat edileceği gibi ikinci terim her zaman bir eksikliği ifade eder. Darrida bu ikili değer sisteminin zor olsa da

yıkılabileceğine inanır. Peki, bu yıkılma ve özgür kadının ruhu nasıl oluşacaktır. İlk dinamiti koymamız

gereken yer erkeğin kadını izole etmek için oluşturduğu kültüre yerleştirmek gerekir. Zira daha önceki yazılarımda modern ya da geleneksel her kültürel değerin erkeksi dille yapılanmış olduğundan söz

etmiştim. Acil olan dişil dilin ekseriyetle edebiyat ve eğitim aracılığıyla kültürle bütünleşmesi

gerekmektedir. Ayrıca toplumsal olarak her statüdeki kadının başta dilsel terimlerde olmak üzere, eşit ve adaletli terminolojiyle tanımı ve yaşam içindeki değeri oluşturmak gerekmektedir. Akabinde devletin tüm organlarını düzenlemek. Anayasal hak ve hukuk çerçevesinde erkeksi fallus diliyle

yazılmış yasaları düzenlemek. Bir diğer husus ise kadını kamusal alanda daha fazla

görülmesidir. Kadının her alanda kendini yaratması bugün nutuksal bir teorik arzu gibi görünse de özellikle yarının dünyasında evrenin kurtuluş miti olacaktır. İnsan varoluşu bu mitin satır aralarında doğacaktır.

Sevgiyle kalın...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.