Diyarbekirli kadınların kabul günü

Geçen gün telefonum çaldı, uzaklardan gelen ses belki uzaktı ama yüreğimdeki yeri çok yakın olan bir dost sesiydi. Yüksel BÜYÜKPAMUKÇU’ydu arayan. Hala hatır sorduktan sonra, “Birsen, bugün annemin kabul günü aklıma geldi. Sahi sen neden annelerimizin o eski kabul günlerine dair bir şeyler yazmıyorsun?”

Haklıydı sınıf arkadaşım, kadim dostum Yüksel. Biraz kendimi yokladım, galiba kabul gününe dair bir şey yazmamıştım. Biraz benden biraz Yüksel’den derken eski kabul günlerini enikonu konuştuk. Her ayın belli bir günü kabul günü olarak belirlenirdi. Diyarbekirli kadınlar için kabul günleri, sosyal yaşamın bir parçasıydı. Çok güzel geçerdi. Kabul gününün kusursuz geçmesi için günler öncesinden hazırlıklar başlardı. Kabul günlerinde kız beğenilir, giyim kuşam, moda, okunan mecmualar, sinemalara gelen filimler, terziler, hamam günleri, çıxarî (piknik) gibi güncel konular konuşulurdu. Kabul günü için kadınlar en güzel giysilerini giyer, takılarının en güzelini takar hatta birkaç gün öncesinden ondüleciye (kuaför) gidilir saçlar ondüle (perma) yapılırdı. Evde dip kıyı köşe temizliği inceden inceye yapılırdı. Akşamdan zeytinyağlı dolma/sarma hazırlanırdı. Bir tatlı, bir tuzlu pasta yapılırdı. Kolonya şişesi kontrol edilir, boşalmışsa doldurulurdu. İkram edilecek çikolata, lokum ya da fındıklı akide şekeri gümüş şekerliklerde yerini alırdı. Bağdat Kahvecisinden taze kavrulmuş kahve alınır, evde kahve makinesinde çekildikten sonra taş dibekte de dövülürdü. Fincanlar, çay bardakları önceden tepsiye dizilir, çay ikramı için çaydanlıklar, ya da semaver gözden geçirilirdi. Su sürahisinin ağzına örtülen ve su bardağının altına konan tabağın dantel örtüleri kolalanarak yerlerine yerleştirilirdi. Dantelli, nakışlı bembeyaz peçeteler yıkanır, ütülenir hazırlanırdı. Tüm bunları Yüksel’le konuşurken; Ev İdaresi ve Yemek Pişirme öğretmenimiz Sevim Büyükpamukçu’nun bize öğrettiği, gerçek adı pane de espana (pan di spagna) olan Gato aklımıza geldi. Yüksel, rahmetli annesinin kabul günlerinde hep Gato yaparmış.

inal-kose1-001.jpg

Gato denince de; benim aklıma can dostum arkadaşım kardeşim Nebahat’ın annesi Fatma Ablam gelir aklıma. Orta ikinci sınıftaydık. Yemek Pişirme dersinde pasta yapacaktık. O hafta benim sıramdı ve Gato yapacaktım. Gato da bayağı masraflı bir pastaydı. Pandispanyasının arasına muz, üzerine krema, krema üzerine de acı çikolatanın eritilmesiyle elde edilen sıcak çikolata dökülüp süsleniyordu. Okul dönüşü konuyu Fatma ablama açtım. Tesadüf bu kabul günüymüş, pastayı kabul günü için yapabilirmişim. Hesapladık, 25 lira gerekiyordu. Hızır gibi yetişti. Yıl 1968, o zaman için 25 lira çok paraydı. Parayı bana verdi, gerekli malzemeyi aldım. Hiç unutmam, en pahallısı sade acı çikolataydı. Dört Yol’daki Atlas Çikolatacısından almıştım. Çarşamba günü öğlenden sonra üç ders saati Yemek Pişirme dersimizde Gato’yu yapmış Fatma ablamın kabul gününde misafirlere ikram edilmiş ve çok beğenilmişti…

Evi uzak olanlar faytonla giderlerdi kabul günlerine. Kabul günlerinde, saat 13.00’ten itibaren misafirler bir bir gelmeye başlarlardı. Çinçing (kilisenin çanı) çalınca, misafirler bir sonraki günde buluşmak üzere mutlu bir şekilde evin yolunu tutarlardı. 

Kadınlar günü münasebetiyle, Diyarbekirli  kadınlara dair yaşanmışlıklardan bir kesiti yazarak ahrete göçmüş tüm kadınlarımızı rahmet ve saygıyla yad edelim istedim.

Karşı cinsedir sözüm: Günümüzün kutlu olmasını istiyorsanız; ister ananız ister bacınız ister kızınız isterse yarınız olsun lütfen katletmeyin!

inal-kose.jpg

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
7 Yorum