Lirik bir nidâ

İlkin:
“Ömrümüz bir nidâydı. Sevdiklerimiz nidâmıza sessiz ve tepkisiz kaldı. Bundan dolayı ümidimiz ve sevincimiz dirençli bir güzle sarardı...”
Dizeleriyle anmıştım o buruk ve soğuk günleri tanımlayan o efsunlu sözcüğü, yani nidâyı...
Sonrasında yitirilen tüm güzelliklerin ardından yakılan ağıtlar misali, yüreğimde bir ezgi gibi beliren ve güncelliğini kaybetmeyen bir motifin adı olmuştu nidâ...
Bir de söylemek istenilip de bir türlü söylenilemeyen, dilimize acıyla gömülen, ya da söyleme cesaretini bulup, sevdayla sarılı birkaç cümle aktarabilen....
Sonrasında istediği cevaba bir türlü erişemeyenlerin ortak feryadı da olmuştu nidâ...
Ayrıca:
Talana uğrayan yaşamları, bedbaht yazgıları, yoksulluğa yenik düşmüş avurtları, solan ve savrulan umutları tercüme eden kudretli sözcük de olmuştu nidâ...
Öyle ki üstat Ahmet Telli: “Yaralı bir nidâyız yaşadığımız bu dünyada...” Dememiş miydi?
Ya da imzalatmak için uzattığım Nidâ kitabına,
“Nidâ sevginin esiridir...” Dizesiyle bu sunturlu sözcüğü daha da derinleştirmemiş miydi?
Bense çoğu zaman lirik şiirlerle bezemiştim onu:
“Kalbimde sana ulaşmayı bekleyen titrek ve ürkek bir nidâ vardı. Karagözlerinden yansıyan masumiyete vurulan ve çehrendeki kır çiçeklerine misafir olmayı arzulayan bir nidâ...”
Şimdilerde özlem duyduğum tüm öznelerde dilimden ve kalemimden düşen yegâne sözcük oluyor nidâ:
“Hepimiz hasretini ve kederini iliklerimize dek hissettiğimiz nidâlar değil miydik?”

Önceki ve Sonraki Yazılar