Muhsin’e Ahvâle Dair Anekdotlar

Saçaklarda üşüyen kırlangıçların hüznünü hangi sözcüklerle tarif edebilirdim sana Muhsin?
Donarak öleceği sırada, elindeki sararmış kağıda son dizelerini döşeyen Mela’yé Baté’nin kudretini nasıl anlatabilirdim sana?
Bu zemheride yalın ayakları, ellerinde melodikalarıyla birkaç kuruş gözleyen çocukların kederlerini afili sözcüklerle tarif edemezdim sana!
İşte bu yüzden neden uzaklara dalıp gittiğimi sorma, o uzaklarda yârin ılgın gözlerinin olduğunu da sanma!
O uzaklarda; trahomlu gözleriyle uzun uzadıya susan insanların kuruyan düşleri, cehennem sıcağında eldivensiz parçalanan elleriyle yarım yevmiye çalışan kadınların naçar edaları var.
Yoksulluğun işgal ettiği yürekler, umutsuzluğun un ufak ettiği ütopyalar var orda.
Üstelik dalıp gittiğimiz uzaklardan bizi dürtecek sevinç parçacıkları da yoktu yaşamımızda.
Yanıtları iç geçirten soruları soracağımız kimsemiz de kalmadı, yalın yalnızlığımızdan koşar adım kaçan kalabalıklar tünedi burada.
Çocukların kahkahalar atacağı bir coğrafyamız da olmadı örneğin, yüzümüze kocaman tebessümler ekleyip neşeli portreler dizemedik bu yüzden. Nitekim toplumun birebir yansıması olmayan metinleri bundan dolayı sevemedik! İnsanların ıstıraplarını, buhranlarını konu edinmeyen sanat; yüreğimizdeki yaraları ne denli sarabilirdi ki Muhsin?
Bir dengbéj’in içli sesinden hazin bir aşkı, destansı kahramanlıkları, toplumun sızlayan yaralarını dinlemedikten sonra şiirsel metinlerin dokunaklı olması olanaksızdı Muhsin...

 

Önceki ve Sonraki Yazılar