Öğrenilmiş toplumsal çaresizlik

İnsanlığın tarihsel arka planınakuşbakışı baktığımızda antik çağdan modern zamanlara kadar hayata tutunmak için türlü yolar keşfedilmiş, çeşitli yollar denenmiş ve uygulanmıştır. İnsanlığın ilk çıkış döneminde temel ihtiyaçların giderilmesi söz konusuyken, yakın geçmiş ve günümüzde farklılaşmış yaşam koşullarına bağlı olarak temel ihtiyaçların yanında yaratılmış” suni ihtiyaçlar” da ortaya çıkmaya başladı. Yapılacaklar, yapılmayacaklar, lazım olanlar, çok lazım olanlar ve lazım olması gerektiğine inanılanlar şeklinde ortaya çıkan durumlar karşısında insanlar buna ayak uydurma çabası içine girdi.İnsanlık, kendi iradesiyle yarattığı yaşam koşulları ve sistemlerine dönük olarak nasıl yaşanacağı ile nasıl yaşanması gerektiği arasında sürekli bir döngünün içinde yer aldı. Bu yaşam döngüsü, ekonomik, siyasal ve kültürel yansımaların bütününde ortaya çıkan yaşam sistematiklerine göre şekillendi. Daha yalın bir ifadeyle tarihsel olarak yaşanan gelişmeler insanların nasıl yaşayacağını, nasıl hayata tutunacağının araçsallıklarınıda beraberinde getirmiştir.Burada esasen vurgulanması gereken unsur, komplike bir yapıya dönüşmüş yaşam koşulları karşısında insanların bireysel psikoloji ile sosyal psikoloji ekseninde, zorlu yaşam koşullarının nasıl bir etkiye sahip olduğunu irdelemektir. (Aslında burada heterojen bir şekle giren hayat karşısında sürekli koşuşturma eğiliminde kalan- bırakılan bireylerin içine girdiği ruh hallerini biraz Psikanaliz kuramı biraz Geştaltçı yaklaşım ve birazda Gramsci ışığında azda olsa değerlendirmektir.)

İnsanlık yaşam serüveni boyunca zorluklar karşısında hep bir arayış içine girmiş, çareler üretmeye çalışmıştır. Çare üretemediği zamanlarda da bir birinden farklı tepkiler vermiştir. Yaşam karmaşıklaştıkça tepkilerde buna göre biçimlenmiştir.

Toplumsal çaresizlik ya da tepkisizliğin arkasında yatan “öğrenilmiş çaresizlik” olgusu nasıl oluşmakta ve toplumsal yansımaları ne şekilde gerçekleşmektedir? Şimdi gelelim öncelikle bu kavramın kısaca ne olduğuna;

Öğrenilmiş çaresizlik, en genel ifadesiyle, bir canlının zorluklar karşısındapasif duruma düşerek, zorlukların üstesinden gelemeyeceği inancının yerleşme halidir. Bir kişinin tekrar eden olumsuz, stresli durumların sonucunda ortaya çıkar. Bu kavramın dayandığı çok fazla değişken var. Travmatik durumlar, engellenme hissi, güvensizlik, kısıtlılık, olumsuz aile ve çevre koşulları, baskıcı rejimler vb.Sözgelimi sürekli doktora giden bir hastanın sonuç alamamasından dolayı daha sonraki süreçlerde doktora gitmenin bir fayda sağlamayacağınainanması. Yine çok bilenen bir örnek olan fil örneğinde olduğu gibi, fil eğitmeni fili birkaç metre uzunluğundaki zincire bağlar, fil zincir yokmuş gibi hareket eder ama her defasında birkaç metreden öteye gidemez. Bir yerden sonra vazgeçer. Eğitmenin zincirini bırakmasına rağmen fil zincirin mesafesinin ötesine gidemez. Bu ve buna benzer örnekler çoğaltılabilir.

J.JackRausseou, toplumsal sözleşme yaklaşımında ifade ettiği gibi insanların bir arada yaşaması ve ortak paydalarda buluşabilmesi için bir araya gelerek bir anlaşma yaptığını, önemli sosyologlardan M.Weber’ de Durkheim’ de toplumsal birliktelikte karşılıklı anlaşma ya da insanları bir arada tutacak dinamiklerden bahsederken, beraber yaşamanın, benzer davranışlar ortaya koymanın araçlarından bahşederler. Toplumsal yaşamı sağlayan ekonomik, kültürel ve politik unsurlar zedelendiğindeya da tehlikeye girdiğinde insanların toplumsal bütünlüğü korumak, yaşam düzenlerinin bozulmaması adına çeşitli tepkilerde bulunabilmektedir. Toplumsal yaşantının riske, tehlikeye girmesiyle beraber gösterilen reaksiyonlar sonucunda istenilenin elde edilmesi neticesinde benzer tepkiler benzer sorunlar karşısında da verilmeye devam etmiştir. Aksi durumlarda da sonuç alamama ve aşırı baskılar, yaşam alanlarının iktidarlar tarafından bastırılmasıyla toplumsal pasif oluş durumları gerçekleşebilmektedir.

Baskı rejimlerinin yarattığı “korku imparatorluğu”ikliminde bireysel hak ve özgürlükler iktidarın hegemonik alanın dışına çıktığında, çeşitli yaptırımlar söz konusu olduğunda tepkisizleşmeler oluşmaktadır. Baskı ve tehdit durumlarının hüküm sürmesi, yıldırma, sindirme faaliyetlerinin çok yönlü olarak gerçekleştirilmesine bağlı olarak bireysel ve kolektif muhalefet etkisizleşebiliyor.Sistematik olarak artan baskılar karşısında çaresizlik halinin yaygınlaşmasıyla beraber kolektif çaresizlik oluşmaya başlar.

İşini kaybetme korkusu, gözaltına alınma korkusu ve başka rahatsız edici durumların etkisiyle bireylerde oluşan kaygının yoğunlaşmasıyla yaygın anksiyete oluşabilmektedir. Bireysel tedirginlikler, şüpheler, korkular genelbir paranoya ya dönüşebildiği gibi bastırılan tepkiler genel çaresizliğe de yolaçmaktadır. Bu durumun yarattığı “razıkar” olma halleri iktidarın hegemonik alanını genişlettiği gibi geniş muhalif potansiyeli de eritmekte ya da kendi içine hapsetmektedir.

Kendini tehdit altında hisseden ve asgari düzeyde yaşam koşullarının da elinden gidebileceğini düşünen bireyler bırakın yaşam alanlarını genişletmeyi, en azıyla bile yetinmeye doğru hareket etmeye başlar. Söz konusu bu davranışların altında yatan temel unsurlar, iktidarlar veya hakim anlayışın sistematik olarak gerçekleştirdiği psikolojik- fizyolojik yaptırımlardır.

Baskılanan bireyler, toplumun bir ferdi olarak yabancılaşma, pasifleşmeyle beraber kolektif bilinçten kopabilmektedir.Hem bireysel hem de toplumsal olarak “haksızlıklara”, “ yanlışlara” karşı gösterilen tepkilerin bastırılmasına paralel olarak gerçekleşen “ne yapsak olmuyor” “ kimse harekete geçmiyor” “ herkes sindirilmiş” söylemleriyle var olan durum pekiştirilerek bireysel çaresizlik yerleşmeye başlıyor. Bireysel olarak tepkisizleşenler “ kimse bir araya gelmiyor”” bir araya gelinse dahi sonuç alınamıyor”” bir araya gelenler deşifre oluyor” yaklaşımları kolektif ruhtan kopuşa yol açan patolojik arka perde dinamikleridir. Özellikle önemli toplumsal sorunların her türlü baskı aygıtlarıyla tabiri yerindeyse nefes aldırmadan bastırılarak, sindirilmesi sonucunda toplumda durağan bir zemin oluşmuş olsa dahi önemli reaksiyonlara dönüşebilecek potansiyeli de taşımaktadır.Hareket alanı kısıtlanan bireyler politizeolmanın, çaresizlik girdabına teslim olmamanın yollarınısabırla, cesaretle, umutla arayarak, evrensel hukuk ve insani değerlere tutunarak, öğrenilmiş toplumsal çaresizliği yıkmaya imkân sağlayacaktır. Önemli olan yılgınlığın- yılğınlaştırılmanın yarattığı değersizleşme, çürümeye karşı içsel mekanizmaların geliştirilmesidir.Umuda ve güzel olana dair ne varsa ilmikilmik yeniden dokumak, geliştirmekgerekir. Harekete geçmek için beklemenin gücünü iyi kullanmak şart.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.