2026’YA GİRERKEN SESSİZ BİR TOPLUMSAL ALARM: İNTİHAR VAKALARI
Yeni bir yılı geride bırakırken, 2026’nın yalnızca takvimde bir değişimi değil; toplumsal sorunlarımızla daha açık, daha gerçekçi bir yüzleşmenin başlangıcını temsil etmesi gerekiyor. Son yıllar gösterdi ki bazı meseleler yüksek sesle tartışılırken, bazıları sessizce büyüyor. İntihar vakaları da ne yazık ki bu sessiz alanlardan biri. 2025 yılı boyunca haber bültenlerinde sınırlı yer bulmuş olması, sorunun hafiflediğini değil; aksine görünmezleştiğini düşündürüyor.
2025 yılına ait kapsamlı ve kesin intihar istatistikleri henüz kamuoyuyla paylaşılmış değil. Ancak 2024 verileri bile tablonun ciddiyetini ortaya koymaya yetiyor. Türkiye’de 2002 yılında 2.301 olan intihar sayısı, 2024’te 4.460’a yükselmiş durumda. Nüfusa oranlandığında ise yüz binde 3,5 olan intihar hızı, 2024 itibarıyla yüz binde 5,2’ye çıkmış bulunuyor. Bu artış, geçici bir dalgalanmadan çok; uzun yıllara yayılan, yapısal nedenleri olan bir eğilime işaret ediyor.
İntihar vakalarının yalnızca genç nüfusla sınırlı olmadığı da dikkat çekiyor. Özellikle 60 yaş üstü gruptaki artış çarpıcı. 2002 yılında bu yaş grubunda 231 olan intihar sayısı, 2024’te 595’e yükselmiş durumda. Yaşlılık döneminde artan yalnızlık, ekonomik güçlükler, sağlık sorunları ve sosyal destek ağlarının zayıflaması, bu artışın başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Bu tablo, ruh sağlığının yalnızca belirli bir yaş grubuna ait bir mesele olmadığını; hayatın her evresinde ele alınması gereken temel bir konu olduğunu gösteriyor.
Bazı meslek gruplarında ise riskin daha belirgin olduğu görülüyor.Emniyet Teşkilatı’na ilişkin paylaşılan veriler, bu alandaki kırılganlığı gözler önüne seriyor. Mevcut bilgilere göre 2025 yılında 82 emniyet mensubu intihar etti ve ortalama her 3–4 günde bir böyle bir vakanın yaşandığı ifade ediliyor. Yoğun çalışma temposu, düzensiz mesai saatleri, yüksek stres düzeyi ve psikososyal destek mekanizmalarının sınırlılığı, bu tabloyu açıklayan temel faktörler arasında değerlendiriliyor.
Son yıllarda öne çıkan bir diğer önemli başlık ise bağımlılıklar. Özellikle kumar bağımlılığı, intihar riskiyle güçlü biçimde ilişkilendirilen etkenlerden biri olarak dikkat çekiyor. Uluslararası araştırmalar, kumar bozukluğu olan bireylerde intihar düşüncesi ve girişiminin genel nüfusa kıyasla daha yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Kumarın yol açtığı borçlanma, ekonomik çöküş, aile içi sorunlar ve yoğun utanç duygusu; depresyon ve umutsuzlukla birleştiğinde riski daha da artırıyor. Dijital platformların yaygınlaşmasıyla birlikte kumara erişimin kolaylaşması ise bu sorunu daha görünmez ama daha yaygın hale getiriyor. Benzer biçimde alkol ve madde bağımlılığı da çoğu zaman işsizlik, ekonomik stres ve yalnızlıkla iç içe geçerek intihar riskini yükseltiyor.
Son yıllarda sıkça dile getirilmese de, manevi boşluk ve dinle kurulan sorunlu ilişkiler de bu tabloyu besleyen unsurlar arasında yer alıyor. Yanlış dinî algılar, ruhsal sorunların bastırılmasına ve yardım arayışının gecikmesine yol açabilirken; dinî kurumlara duyulan güvensizlik ise bireyleri manevi destekten yoksun bırakabiliyor. Bu durum, özellikle kriz dönemlerinde yalnızlık ve umutsuzluk duygusunu derinleştirebiliyor.
Tüm bu başlıklar bir araya geldiğinde, intiharın tek bir nedene indirgenemeyeceği açıkça görülüyor. Ekonomik koşullar, çalışma hayatı, sosyal ilişkiler, bağımlılıklar, ruh sağlığı hizmetlerine erişim ve manevi destek mekanizmaları; birbirini besleyen ve derinleştiren faktörler olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle meseleye suçlayıcı ya da indirgemeci yaklaşımlar yerine, erken fark etmeye ve önlemeye odaklanan bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşmak gerekiyor.
2026’ya girerken belki de atılması gereken en önemli adım, bu sessiz alarmı duymak ve intihar vakalarını yalnızca istatistiklerden ibaret görmemek. Çünkü her vaka, ardında yarım kalmış hayatlar, cevapsız sorular ve çoğu zaman zamanında uzatılamamış bir destek eli bırakıyor. Bu gerçek, sakin ama kararlı bir toplumsal yüzleşmeyi fazlasıyla hak ediyor.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.