Varlık ve Anlam Üzerine

  Adına yaşam dediğimiz küçük zaman dilimindeki hayat hikayemizin oluşumu, devamı ve bitiş serüveninde , kendimizi tanımımız bir balon gibidir. Öyleki , adına balon dediğimiz yaşamlarımızın ebatları sınırları bir ötekinin elleri ve soluğunda gizlidir. Ben diye başladığımız her cümlenin içinin öteki olmadan  o kadar boş olduğunu bilsek sanırım ben demekten sonsuza değin vazgeçeriz. Peki ne zaman ne koşulda “ben” diyebiliriz. Ben dediğimiz anda aslında iki kişiden daha söz etmekteyiz çünkü ben dediğimiz kavramın içinin dolması için bir ötekine ihtiyacımız var. Ötekiyle toplumsal bir varlık olmamız için de bir başka ötekiye ihtiyaç duyarız , işte şimdi “ ben” denilen kavramın  sosyolojik bir kimliği oluştu. Öyle ki daha önceki yazılarımızda insanın mutlak anlamında yeteriz oluşunu uzun uzadıysa açıklamıştık. İnsan  bu yetersizlik duygusunu alt etmesi için değişim ve dönüşüme ihtiyaç duymaktadır. Bu değişim ve dönüşüm  için insana gerekli olan bir takım enstrüman gereklidir. Bunların içinde en önemlisi şüphesizki kendisi dışında onu yeri gelince dizginleyecek, yeri gelince Özgürleştircek üçüncünün ona baktığı yerden kendisini konumlamasıdır. Yani ben dediğimiz  fenomenolojik yapımızın varlığı ve sürekliliği , üçünün ona ya da ürettiği  nesne üzerinden anlam üretmesi ile oluşacaktır. Anlam dediğimiz teorik bilgi kümesinin pratiğe dönüşümü ancak üçünün sahneye gelişi ile mümkündür. 

 Sahnedeki yerini alan üçüncünün oluşturduğu ben kavramı bizim için olması gereken  insanı oluşturmuş olacaktır. Sahnedeki ışıkları kapatıp,perdeyi çekelim yani üçüncüyü yok edelim ne mi olur ? Evet sayın izleyecelerim işte o an bir hayvandan söz edebiliriz. Zira bir hayvanın ontolojik gelişimi ve değişimi için üçüncüye ihtiyacı yoktur. Hayvan dikey düzemlede değişmişiz bir yaşam sürer onun yaşamsal serüveni ,  yaşam ve ölüm ikileminde sabit ve değişmezdir. Biz insan için ise üçünün varlığı bir arada yaşamı besleyecek değerler üretir: ahlak, vicdan din, ideoloji , estetik başlıca değerlerdir buna bir örnek verecek olursak: bir nikah akdini  düşünün şahitler olmadan iki insan birbirinin vicdanına terk edilemez, yahut bir bankaya gittiğinizi düşünün bir kefil olmadan size kredi vermeleri çok zordur. Hangi sosyolojik tabandan var olursanız olun bizlerin  oluşturacağı her anlam üretme çabası üçüncü kişinin var olmasıyla mümkündür. Adına ister dedikodu ister ötekinin varlıksal eleştiri diyin iki insanın bütün sohbeti bir üçüncü üzerinden var olur. Zira o masada oturan iki kişiyi bir arada tutan üçüncü kişinin mutlak varlığıdır bu kişilerin üçüncü söylemleri bir edebi bir eser yahut soyut bir kavram olması da bir şey değiştirmeyecektir. Masadaki iki kişi o anda da üçüncü bir nesneye aktarım yapacaktır. 

 Evet arkadaşlarım , söz konusu kendi yaşamsal tarihimizde gündelik yaşamdan tuttun da psikolojik veya sosyolojik tüm süreçlerimizin yaşanması için bir üçüncü nesneye veya özneye ihtiyaç duyarız öyleki bu durum bir ihtiyacın ötesinde bir zorunluluk ve varlıksal bir tamamlamadır. İdeal bir üçüncüyü yaşamımızda görmek istiyorsak yapmamız gereken ana kural içine düştüğümüz evin her türlü Erdem ve sevgiyle örülü olmasıdır. Yazımızın sonuna doğru gelirken her birinizin hayatında anlamlı bir üçüncünün varlığını dilerim sevgiyle … 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.